ATSIZ HOCA VE ATSIZ HOCA’YI AŞMAK

0
226

Son dönemde Türkçü olduğu iddiâsında bulunan oldukça fazla grup ve dergi ortaya çıktı. Bu durum, elbette bir fikir hareketi açısından oldukça güzel bir durumdur. Bununla birlikte bu yeni yayın ve grupların bâzılarında söylem ve fikir noktasında farklılıklar göze çarpıyor.

Elbette bir fikrin içerisinde farklılıkların olması doğal, güzel ve gereklidir. Ancak burada ciddî bir sıkıntı bulunmaktadır. Farklı oldukları iddiâsında bulunan bu yapılar, farklılıklarını Atsız Hoca üzerinden nitelendirmektedirler.

Kendilerini Atsız Hoca üzerinden nitelendiren bu gruplar da, içlerinde farklı görüşlere sâhipler. Kimisi Atsız Hoca’yı bir değer olarak görmekle berâber tek Türkçü yol olarak, onu görmediğini söylüyor; kimisi yine Atsız Hoca’yı bir değer olarak görüyor, ancak onun görüşlerinin çağa uymadığını, onu aşmak gerektiğini söylüyor; kimisi ise tamâmen Atsız Hoca’yı yok sayıyor ya da ona karşı cephe alıyor.

Bu noktada Atsız Hoca’nın fikirleri içerisinde en fazla eleştirdikleri, Hoca’nın târihe dâir fikirleridir. Özellikle Atsız Hoca’nın Osmanlı’ya dâir fikir ve tesbitlerini eleştirmektedirler. Bundan birkaç yıl evvel, Türkçü olduğu iddiasındaki bir kişi ile internet üzerinden yazışırken, aramızda şöyle bir diyalog geçmişti.

–          Türkçü, Osmanlı’yı savunamaz.

–          İyi de, Atsız Hoca savunuyor.

–          Atsız’ın her dediğini doğru kabûl etmemek gerekir.

–          Ama sen, Türkçü, Osmanlı’yı savunamaz, dedin. Atsız Hoca savunduğuna göre demek ki, Türkçüler de, Osmanlı’yı savunabilir.

Bu kişiler, tuhaf bir şekilde Atsız Hoca’nın târih ile ilgili görüşlerinin bilimsel değil, duygusal olduğunu savunmaktadırlar. Buna kanıt olarak ise Atsız Hoca’nın Osmanoğlu âilesi ile ilgili yazdıklarını öne sürmektedirler. Oysa Atsız Hoca’nın eserlerini okuyan herkes bilir ki, kendisi, târih konusunda tam bir bilimsel disipline sâhiptir. Atsız Hoca’nın bunlar tarafından en çok eleştirilen yönü ise Osmanlı sultânı Vâhdeddîn tarafından Mustafâ Kemâl Paşa’ya Samsun’a çıkmadan evvel para verdiğini söylemiş olmasıdır. Ünlü sosyal medya sitesi olan facebook üzerinden açtığım bir sayfa olan “Türk Târîhi, Kültürü, Edebiyatı ve Coğrafyası”nda buna dâir arşiv belgelerinin katalog kaydını yayınlamıştım. Buradan da görüldüğü gibi Atsız Hoca’nın bu iddiâsı da, belge ve kanıtlara dayalıdır. Zâten kendisi, kanıt ve belge olmadan hiçbir konuda görüş bildirmemiştir. 1930’lu yılların ünlü târih tezine de, bu yüzden karşı çıkmıştır. Türklüğü her şeyin üzerinde gören ve tam anlamı ile bir Türkçü olan Atsız Hoca’nın bu alandaki görüşü bile onun duygusal bakmadığının kanıtıdır. Sinan Meydân gibi târih tahrîfatçılarının sözleri ile Atsız Hoca’yı karalamak, sâdece aptallıktır yâhût kötü niyetliliktir.

Atsız Hoca’ya saldıran diğer Türkçülük iddiâsında olan yapılarda ise “ön Türk, proto Türk” diyerek, neredeyse bütün dünyâyı Türk yapanların olduğunu görüyoruz. Atsız Hoca’nın bu konudaki duruşu net olduğu için bu kişiler, Atsız Hoca’ya saldırmakta ya da saldırmasalar bile önemsizleştirmeye, sıradanlaştırmaya çalışmaktadırlar. Kâzım Mîrşân, Halûk Tarcan başta olmak üzere herkesi Türk göstermeyi seven bu kişiler, kendilerini büyük Türkçü olarak nitelemekte, ama Atsız Hoca ve Zekî Velidî Togan Hoca gibi kişileri eleştirmektedirler. Bunu da Atsız Hoca’nın Atatürk düşmânı olduğu palavrasını söyleyerek yapmaktadırlar. Onlara göre 1. Türk Târih Kongresi’nde ortaya atılan ve kısaca dünyâ medeniyetini Türklerin yarattığı şeklinde özetlenebilecek teze karşı çıkmalarının altında bilimsel düşünmeleri değil, Atatürk düşmânı olmaları yatıyormuş.

Bu iki grubun yanında bir de Atsız Hoca’ya doğrudan cephe alan alan bâzı yapılar var ki, bunların durumu ise hayli ilginçtir. Atsız Hoca’yı Türkçülüğü sabote etmekle suçlayan ve ırkçılığı Türkçülüğe sokan kişi olarak nitelemektedirler. Bununla berâber bu kişilerin, büyük bir çelişkisi bulunmaktadır. Atsız Hoca’yı ırkçılığı Türkçülüğe sokan kişi olmakla eleştirirken, kendileri Atsız Hoca’dan çok daha ırkçı olan ve “Türkiye’de Türk olmayan tek bir hakkı vardır: Köle olma hakkı” diyebilen Mahmut Esat Bozkurt’u yüceltmekte ve onun izinden gittiklerini söylemektedirler.

Hayâtta insanı doğruya götüren, tek yol vardır. Sorgulamak… Biz, her şeyi, herkesi sorgulamak ve düşünmek zorundayız. Atsız Hoca’ya saldıran ve Türkçü olduğunu söyleyenleri baktığımızda, ne yazık ki, “hepsinin” kötü niyetli olduğu görülmektedir. Hepsi kendi amaçlarını, Türkçülüğe mâl etmeye çalışmakta ve bunda en büyük engel olarak Atsız Hoca’yı görmektedirler. Bu ise onları, Atsız Hoca’ya saldırmaya itiyor. Bunların amaçlarını maddeleştirirsek, şöyle diyebiliriz:

  1. Ön Türk, proto Türk gibi uydurma târih anlayışlarını, Türkçülere yaymak ve Türkçüler üzerinden genel kabûl görmek.
  2. Kendi siyâsî ve fikrî liderlerini, Türkçülere yaymak ve Türkçüler üzerinden genel kabûl görmek.
  3. Kendi siyâsî ve kültürel fikirlerini, Türkçülere yaymak ve Türkçüler üzerinden genel kabûl görmek. Ardından Türkçüleri, kendi yolları üzerinden şekillendirmek ve yönlendirmek.

Düşünen insanlar, bu yollara dikkat ederler. Düşünen insanlar, insanların sözlerine değil, kafalarına bakarlar. Düşünen insanlar, atılan her adımı düşünürler. Ancak yine de durum, üzücü değildir. Türkçülerin çoğunlu, bu konuda çok dikkatlidir ve Atsız Hoca’yı aşacağını ya da alt edeceğini sananlara inanmamaktadır. Zîrâ Atsız Hoca, dev bir kayadır. Rüzgârın kayadan götüreceği ise ancak toz olabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here