Biz Ne İstediğimizi Biliyoruz!

0
46

Türk milletinin ülküden yoksun olduğu sık sık söylenmekte ve bunun açlığı, millî başarısızlığa uğradığımız zamanlarda daha çok duyulmaktadır. Kıbrıs konusunda, Birleşmiş Milletlerdeki son başarısızlık sırasında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in gazetelere geçen bir sözü çok ilgi çekicidir. O zaman Gürsel: “Yunanlılar Kıbrıs’ı, Bulgarlar Trakya’yı, Ruslar Kars’ı istiyorlar. Biz ne istediğimizi bilmiyoruz” demişti.

Buradaki “biz” zamiri şüphesiz Türkiye’nin resmî çevreleri, resmî sorumluları anlamında kullanılmıştır ve bu sorumlular cidden ne istediklerini bilmemektedir. Çünkü millî program yoktur. Siyaset bilgisi onlara göre “idare-i maslahat” tır. En büyük zekâ, köylü kurnazlığı ile karşısındakini kısa bir süre için aldatabilmektir. Bir tehlikeyi iki yıl üç yıl geriye atmak bir zaferdir.

Oysa ki Türkiye’de ne istediğini bilen bir zümre vardır. Bu zümre Türkçülerdir ve bütün Türklerin tek devlet halinde birleşmesini istedikleri için, yerine ve zamanına göre maceracılık, emperyalistlik, faşistlik ve kafatasçılıkla suçlanmaktadırlar.

Nihâl Atsız, Biz Ne İstediğimizi Biliyoruz!, Ötüken Dergisi, 15 Şubat 1966, Sayı: 26

Atsız Beğ’in bu pasajı günümüze bir nebze ışık tutuyor. Anlıyoruz ki her devrin bir cahili bir de kendini bileni var. On beş yıldır Türkiye ilginç bir dış politika deneyimi yaşıyor. Avrupa devleti olma isteği ile uyum süreci ve neo-liberalleşme, ardından Arap Baharının hakemliğine soyunma bunun devamında Orta Doğu’ya kumandan olma hedefleri. İç politikada Amerikan düşmanlığı, dışarıda değerli müttefiki oynamak vs.

Bugün ise “bir gece ansızın” tiyatrosu söz konusu.
Cemal Gürsel ne istediklerini bilmediklerini belirtme erdemini gösterebilmişti; BOP ise epey maymun iştahlı…

İç politika ise hayli hezeyanlara terk edilmiş.
Kalkınma programları tam teşekkül,
Nüfus planlamalarına hız kesmeden devam,
Müteahhitler hastaneleri inşa etmeyi bitirdiğinde sağlık konusunda da sırtımız yere gelmez.

Bu planlamalar arasında en fazla reklam olarak sunulan aldatmaca  “Batı’nın bizi kıskandığı” propagandası. Kıskanılma ve önde gelme güdüsü bir millet için en sade ve kör, en bakir milliyetçilik duygusu olsa gerek. Söylemlerde vasıfsız milliyetçilik hedeflerde milliyetçi oyları var. Peki tüm bu politika, ekonomi, kalkınma ve benzeri tüm plan ve programlar arasında milliyetçilik nerede?

Epey kişi bu planlar arasında Milli bir politika görme hevesinde. Bu hevesi kursağında kalanlar ise hükümeti eleştiri topuna tutuyor. Milli Mefkure ve Ülkü Bilincini geçelim, milli her hangi bir harekete iktidarımız yaşamında rastlamak kesinlikle mümkün değildir. Zira, siyasal islamda “milli” bir vasıf aramak, bir piçi veliaht göstermekten farksızdır. Bir piç hükümdar olamaz, olsa da adı “piç kral” olur!

Bu konuya daha fazla değinmeyi lüzumsuz görüyorum.

Bir iktidara söz geçirebilmenin ve onu kısıtlamanın bir çok yolu vardır. Bunlardan en fazla tercih edileni, sivil toplum kuruluşlarıdır. Lakin milliyetçi camiada, sivil toplum kuruluşları bir baskı grubu olmaktan daha çok organizasyon ve etkinlik merkezi niteliğinde. Biz ne istediğimizi biliyoruz! Lakin uzun yıllardır ne istediğimizi tam olarak anlatamıyoruz, sesimizi duyuramıyoruz.

Çünkü camiamızın en büyük eksikliği; geniş halk kitlelerine ulaşabilir basın-yayın organları. Gazete Radyo ve Televizyon dünyasında sesimizi yansıtacak kurumlar eksik. STK’larımızın yaptığı basın açıklamaları sadece açıklama yapmak için var, yaptırım için değil. Artık bir şeyleri yapmış olmak için değil bir şeyleri değiştirebilmek için yapmalıyız. Zira gemiler karadan bile yürür lakin algı oyunu ile yürümez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here