Emir Çaka Bey ve Kimliğini Arayan Kent Harabesi

0
121

 

Emir Çaka Bey (1059?-1096 Abydos)

Emir Çaka Bey

              Türklerin Anadolu’yu yeniden vatan tutmalarının kapısını açan büyük Malazgirt zaferinin ardından, Uz (Oğuz) Türklerinin Çavuldur boyu önce Malatya yöresine yerleşmek istemişti. Ancak Selçuklu önderi Melik Şah’ın komutanlarından Artuk Bey’in onları Batıya doğru akınlar yapmakla görevlendirilmesi üzerine yerleşme niyetlerinden vazgeçip yeni yerleşim yeri aramaya konuldular. Çavuldur boyu Batıya doğru sürdürdükleri akınlarda yer yer Bizans ordusunun karşı koymasıyla karşılaşıyor, savaşıyordu. Çavuldur Boyu’nun akıncıları arasında kılıcı, yüreği ve bileği ile de ünlü Çaka adlı genç bir savaşçı da bulunuyordu. Daha 17 yaşına gelmeden, geleneklere uyularak, kılıcına gümüş kın takılmış, atının yelesine ipek sal dolanmış, emrine de 20 er verilerek “ Genç Gazi” unvanını almıştı[1]. Genç Gazi, büyük olasılıkla 1078 yılında, bugünkü “Çağa” yakınlarında yapılan savaşta, Bizans’ın ünlü komutanlarından Kabalika Aleksandr (Aleksandros Kabalikos)’a  esir düştü ve böylelikle Emir Çaka Bey’in macerası başladı.

Ne yazık ki, 1097 yılına değin Türk-İslam kaynaklarında Ege kıyıları ve yöresinde faaliyette bulunan Türkler ve Türk beyliklerine ilişkin bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin tek kaynak Bizans imparatoru Aleksies Komnenos’ın kızı Anna’nın babasına ithaf ederek yazdığı ve Aleksiad (Anna Komena: Aleksiyas. Rec.J. Shopeni A Reifferscheid, Bonnea I. 1839, II 1878)    adını taşıyan kitabıdır. Anna Komnena kitabında İzmir yöresinde olagelen olayları yer yer ayrıntılarıyla yazmıştır.[2]

Emir Çaka Beyi ilk olarak Türkiye’nin gündemine getiren Akdes Nimet Kurat, Anna’nın kitabında Çaka Bey’e ilişkin yazılanların doğruluğundan kuşku duymamaktadır. Konuyu derinliğine incelemiş olan Akdes Nimet Kurat XI. ve XII. yüzyıllarda yaşamış  Bizans kronikçilerden  Zonaras’ın Tarih kitabında (Johannes Zonaras ,Epitomae Historiarum Libri XIII – XVIII ed. Th. Büttrner – Wobst, Bonnea 1897)  da Emir Çaka’ya ilişkin bir iki kayıt daha bulmuş böylelikle Çaka Beyi elden geldiğince en doğru ve ayrıntılı biçimde tanıtmıştır.

Aleksandros Kabalikos Çaka Bey’i Bizans İmparator’u Nikephoros III. Botaneiates’e armağan etti. Onun asil bir aileden geldiğimi anlayan ve yiğitliğimin farkına varan İmparator Çaka Bey’e, en soyluların birincisi anlamına gelen “Protonobilissimos” unvanını verip sarayda alıkoydu. O artık Bizanslıların Çahas (Tzcahas) dedikleri Çaka Bey idi. Sarayda kaldığı zaman içinde bir taraftan kısa sürede Homeros’un eserini okuyup anlayacak kadar Grekçe öğrenirken, bir taraftan da Bizans yönetiminin askeri ve sivil yapısını inceledi. Çaka Bey bilgi ve sezgisiyle “Denizde kıyısı olan devletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri için kara ordusu kadar kuvvetli deniz gücüne sahip olmaları gerektiğini” anlamıştı. Artık o deniz ve denizciliğin önem ve kıymetini bilen biriydi,

Akdes Nimet Kurat, kentte Çaka Bey’in emrinde olan birçok Türk askeri olabileceğini düşünmektedir.[3] Bunların bir kısmı, Bizans ile anlaşma yapmış Peçenekler olabilir.

Nisan 1081 ayına gelindiğinde Bizans İmparatoru Nikephoros III. Botaneiates, yapılan baskılara dayanamayarak tahtı Aleksios Komnenos’a bırakıp manastıra çekilmek zorunda kaldı. Bu olay Çaka Bey de dahil birçok devşirmenin hayatını etkiliyordu. Çünkü yeni imparator  Aleksios Komnenos onlara verilen bütün imtiyazları ellerinden almış, hatta onları sonu ölümle bitcek işlere yöneltmişti. Aleksios Komnenos’un bu tutumunun Çaka’nın kendi başına hareket etmesine neden olduğuği düşünülmektedir.[4]

Çaka Bey için artık oralarda kalma şansı yoktu. Bizans’ın Trakya’da Peçeneklerle uğraştığı sırada, bir yolunu bulup kaçtı. Onun kaçmasından önceki yıllarda Sultan Melikşah’ın emriyle 1077’de Anadolu egemenliğine getirilen Kutalmışoğlu Süleyman (Ölümü 1086) da 1079-1080 yıllarında Akdeniz, Ege Denizi ve Karadeniz kıyılarına kadar egemenliğini yaymış, hatta Bizans’ın iç işlerine karışacak kadar kuvvetlenmişti. 1080’de Süleyman Şahın yardımı ile Nikefors Melissenos Bizans İmparatoru ilan edttikten sonra İznik’e yerleşmişt ve burayı başkent ilan etmişti.

Çaka bey İstnbul’dan kaçtıktan sonra, önce beraberindeki askerler ile İznik çevresindeki Türkmen boylarından topladığı askerlerle ordusunu oluşturdu O sıralarda Anadolu halkı kötü Bizans yönetimi nedeniyle zor günler yaşıyordu. Bundan da yararlanan Çaka Bey İzmir’e yöneldi. Anna Kamnena’ın yazdığına göre İzmir’i bir hücumla ele geçirdi ve 1081 yılında, burada, adıyla anılan Çaka Beyliğini kurdu. İşte bu nedenle Çaka Bey, ileride görülecek birçok hizmetinin yanı sıra İzmir’i vatan tutan ilk Türk beyidir. O sırada evli ve bir kız babası olduğu, kardeşi Yalvaç Bey’in de yanında olduğu bilinmektedir.

Çaka Bey’in Gazi Adlı Çektirisi (temsili resim)

Her yönüyle beyliğini kuvvetlendirmek isteyen Çaka Bey. daha önce de belirtildiği üzere denizde de kuvvetli olmak gerektiğini biliyordu. Beyliğin kurulduğu yıl İzmir’de bir tersane kurarak otuz üçü yelkenli ve on yedisi kürekli 50 gemilik güçlü bir donanma inşa ettirdi.[5]  Bu Türklerin Anadolu’daki ilk donanmasıdır.[6] Gemileri yapan ustaların ilk başta yerli Hıristiyan veya İslâmiyeti kabul eden kimselerden olduğu söylenebilir; fakat Bizanslılara karşı savaşlarda ve gemileri idare edenler ile gemilerde savaşçıların Türk olduklarından şüphe yoktur.[7]

1082 yılı ilkbaharında donanmasıyla denize açıldı. Önce o günlerdeki adı Klazomenia olan Urla İskelesi ve karşısındaki Uzunada’yı, sonra Foça, Midilli, Sakız adalarını  ele geçirdi. Hatta bazı kayıtlara göre Sisam ve Rodos adalarını da almıştır.[8] Görünüş, iyice kuvvetlendiğinde Bizans’a yöneleceğini akla getiriyordu. Nitekim, ayni endişeyi duyan Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos, onun girişimlerini önlemek için Nikeas Kastamonniates komutansında askerlerle pekiştirdiği donanmasını Emir Çaka Bey üzerine gönderdi. Yapılan deniz savaşında Çaka Bey, Bizans donanmasının gemilerinin çoğunu batırdı, bir kısmını da batırarak Nikeas Kastamonniates’i hezimete uğrattı. Böylelikle Çaka Bey bir ilki daha başarmış ve denizde Türklerin ilk zaferini kazanmıştı.[9]

Bu kez Aleksios Komnenos, 1089 veya 1090 yılında, Çaka Bey’in üzerine Konstantin Dalasseros’un komutasında daha güçlü bir donanma daha yolladı ise de kara ve deniz savaşlarında yine bir başarı elde edemedi..

Artık doğrudan doğruya Bizans’la uğraşmanın zamanının geldiğini gören Emir Çaka Bey siyasi ve askeri hazırlıklarını hızlandırdı. Bu maksatla bir yandan donanmasını ve kara ordusunu kuvvetlendirirken bir yandan da kendisine müttefikler arıyordu. Böylelikle bir yandan Ege Denizi’ndeki adalar ile İzmir’den Çanakkale’ye kadar olan toprakları ele geçirecek, sonra Çanakkale’den Trakya’ya geçip İstanbul’u batıdan ve Anadolu Selçuklarıyla da doğudan kuşatıp kenti ele geçirecekti. Planı çok gerçekçiydi. Çünkü, böyle güçlü surları olan Bizans başkenti ancak böyle kolaylıkla ele geçirebilirdi. Planını uygulamaya koyup, önce Trakya’da Meriç kıyısına kadar gelmiş olan Peçeneklerle anlaştı. Çaka Bey’in planını ve Peçeneklerle yaptığı  anlaşmayı öğrenen Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos Türk’ü Türk’e kırdırma planını sahneye koyarak Türk asıllı bir başka topluluk olan Kumanla ( Kıpçak Türkleri) ile anlaştı. Kumanlar ile parayla tutulmuş bazı Uz Türkleri 29 Nisan 1091 Enez yakınındaki Hisarlıdağ mevkiindeki meydan savaşında Peçenekleri hezimete uğratarak tümüyle kılıçtan geçirdiler. [10]

Bu yenilgi üzerine Çaka Bey daha iyi hazırlanması gerektiğini görüp anlamıştı. Planını, asıl amacına uygun biçimde gözden geçirerek yeniledi. Buna göre önce Beyliğini Çanakkale Boğazı’na kadar uzatacak, Çanakkale Boğazı’nı tutarak Trakya’ya geçecek ve hatta İstanbul’u ele geçirecekti. Planını uygulayabilmek içinn donanmasını kara ordusunu destekleyecek duruma getirirken bir yandan da denizdeki egemenliğini tam olarak sağlamayı unutmamış, Sisam ve Rodos Adalarını da ele geçirmişti. Amacına ulaşmak için siyasi girişimleri de unutmamış, kızını 1092 yılında İznik ve yöresine egemen olan Süleyman Şah’ın oğlu Kılıç Arslan’la evlendirerek Bizans’a karşı yeni bir müttefik kazanmıştı.

Çaka Beyliği’nin 1096 yılındaki durumu

 

1996 yılına gelindiğinde planlarının büyük bir kısmını gerçekleştirerek güçlü bir donanmaya sahip olduğu gibi egemenliğini Çanakkale Boğazı’na, Nara Burnuna (Abydos’a) kadar yaymıştı. Artık Trakya’ya geçerek Bizans’ı batıdan ve Kılıç Arslan’ın da doğudan kuşatarak ele geçirmenin zamanı gelmişti. Ancak olaylar Çaka Beyin düşündüğü gibi gelişmedi. Kılıç Arslan’la yapılan anlaşma, beklediği gibi onu güçlendirmeyecek, aksine hayatına mal olup, Çaka Beyliği’nin tarihten silinmesine neden olacaktı. Çünkü Çaka Bey Bizans’ı ele geçirmek için hazırlık yaparken, Bizans İmparatoru da boş durmamış,  Çaka Bey’in Kılıç Arslan’la anlaştığını öğrenir öğrenmez Türk’ü Türk’e kırdırarak tehlikeyi önleme çabalarına girişmişti. Anna’nın yazdığına göre Bizans İmparatoru Kılıç Arslan’ı Çaka Bey’in Kılıç Arslan ve beyliği için tehlike oluşturduğuna ve ona karşı önlemler alması gerektiğine ikna etti. Anna Bizans İmparatoru’nun bu amaçla Kılıç Arslan’a aşağıdaki mektubu yazdığını açıklamaktadır:

“Haşmetli ve azametli Sultan Kılıç Arslan,

Biliyorsunuz ki senin sultanlığın babadan ve dededen kalmadır. Evlenme suretiyle  senin akraban olan Çaka zahiren imparatora karşı harp hazırlıklar yapmakta ve kendini imparator tesviye etmektedir: fakat onun yaptıkları hileli gösterişten başka bir şey değildir. O Bizans tahtının kendisine layık olmayacak kadar bilgisiz ve akılsız değildir. O Bizans hakimiyetini ele geçiremeyeceğini de biliyor: onun bütün bu fena planları gerçekte sana karşıdır. Bundan ötürü sen onunla düşüp kalkmamalısın; bilakis eğer yerinden olmak istemezsen uyanık bulunmalısın. Ben kendi hesabıma, Tanrı’nın yardımıyla, onu ele geçirdiği Bizans arazisinden çıkaracağım. Seni temin ederim ki, sırf sana karşı olan muhabbetim yüzünden, saltanatın ve makamını düşünmeyi tavsiye ederim ve bu adamı ya sulhla veya kılıç kuvvetiyle  tabiyetin altına almanı dilerim”[11]

Bizans’ın kışkırtmaları Çaka Bey 1096 yılında Abydos’u kuşattığında meyvelerini verdi. Tam kuşama sırasında, Kılıç Arslan, Çaka Bey’e yardım edeceğine, bütün ordusu ile onu kuşattı. Kuşatma sırasında Çaka Bey bir başka şansızlığa uğradı: Çaka Bey’in donanması tayfa noksanlığı nedeniyle, Abydos’u denizden kuşatmaya yetişememişti. Bu sırada Bizans donanması gelmiş ve Abydos sahillerini kuşatma altına almıştı. İki ateş arasında kalan ve ayrıca Bizans İmparatoru ile damadı arasındaki anlaşmadan haberi olmayan Çaka Bey damadı Kılıç Arslan’la görüşmeler yaparak sorunu çözmek istedi. Kılıç Arslan’la görüşmeye giden Çaka Bey damadının verdiği ziyafette, Çaka Bey’in iyice sarhoş olduğunu anladıktan sonra, onu kılıcıyla öldürerek şehit etti.[12]

Ancak  aradan fazla vakit geçmeden 1097 yılındaki Haçlı seferinde Bizans, Haçlıların yardımı ile İznik’i ele geçirecek ve İznik’i bırakmak zorunda kalan Kılıç Arslan Orta Anadolu’ya çekilmek zorunda kalıp hatasının bedelini ağır biçimde ödeyecektir. İzmir ve yöresi bir süre daha Çaka Bey’in kardeşi Yalvaç Bey’in elinde kalacaksa da sonra Bizans’ın eline geçecek, Çaka Beyliği son bulacaktır.

Bazı araştırmacılar, Çaka Bey’in donanmasının Kılıç Arslan tarafından yakıldığını, ve Çaka Bey’in Abydos’u aldıktan sonra Kılıç Arslan’ın onu Abydos’ta kuşattığı görüşündedir.[13]

Kuşkular ve Cevabı Aranmamış Sorular

Çaka Bey ve Çaka Beyliğine ilişkin bilgiler, Akdes Nimet Kurat’ın, büyük çoğunluğuyla Anna Komena’nın babasına ithefen yazdığı Aleksiad kitabından alarak yazdığı Çaka Bey, İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi M.S. 1081-1096,  adlı ve ilk basımı 1936 yılında yapılan araştırmasından alınmıştır. Anna’nın kaynak göstermemiş olması ve konuya ilişkin yeterli başka bilgi bulunmaması nedenleriyle Akdes Nimet Kurat’ın değindiği gibi “Anna’nın bazı olaylara ilişkin bilgiyi doğrudan doğruya babasından almış olması veya saray arşivinden yararlanması kuvvetle muhtemeldir”. Bu nedenle yazdıklarının bazılarının ne derece gerçek olduğu bilinmiyor. Ancak olaylar incelendiğinde yazılanların doğruluğunda kuşku duyulacak hususlar bulunduğu anlaşılıyor. Bunların bir kısmına aşağıdadır:.

1-Haritaya bakıldığında, Abidos ile İznik arasında oldukça geniş bir alan bulunmaktadır. Bu durumda, Kılıç Arslan, nasıl olup da Bizansın Çaka Bey’in onun üzerine geldiği yalanına inanabilmiştir? İnansa bile Abidos’a gitmeyip, Çaka Bey’in İznik üzerine yürümesini beklemesi gerekmez miydi?.

2-  Çaka Bey’in ordusu da Abydos’dayken, doğal olarak Kılıç Arslan’ın damadını yemeğe alması gerekirdi. Daha da önemlisi, Çaka bey kayın pederinin davetine elbette maiyeti ve komutanları ile katılmıştı. Böyle olunca Çaka Bey öldürülürken taraflar arsında çatışma çıkması gerekirdi. Böyle bir olaydan bugüne kadar hiç söz edilmemiştir.

3- Bunun gibi yemekte, Çaka Bet’in öldürülmesi esnasında çatışma çıkmasa bile, en azından Abydos’taki Çaka Bey ve Kılıç Arslan kuvvetleri arasında silahlı çatışma olması gerekirdi ki, böyle bir olaydan da söz edilmemektedir.

4- Çaka Bey’in naşının da ne olduğu nereye defnedildiği niye meçhul kalmış, söz edilmemiştir?

Öyle anlaşılıyor ki Kılıç Arsla Abidos’a gelmiş, kayın pederini yemeğe davet etmiş, yemekte Çaka Bey bolca yiyip içtiğinden fenalaşarak veya kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Bunun üzerine harekattan vazgeçilmiş ve Çaka Bey’in naaşı, kendi kuvvetlerince alınarak İzmir’e götürülüp, oralarda defnedilmiştir. İzmir veya yöresinde Çaka Bey’e ait bir kabir veya türbe bulunulup, ortaya çıkarılması durumunda bu yaklaşımın doğruluğu kuvvet kazanacaktır. Zaten incelemenin asıl amacı da budur.

Çaka Bey Unutuluyor ve Yeniden Hatırlanıyor

Akdes Nimet Kurat’ın, büyük çoğunluğuyla Anna Komena’nın babasına ithafen yazdığı Aleksiad kitabından alarak yazdığı Çaka Bey, İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi M.S. 1081-1096,  adlı kitabı ile 1936 yılında adı duyulan Çaka Bey ve Çaka Beyliğine ilişkin bilgilere hemen hemen yenileri eklenmeden yıllarca öylece kaldı. Bunun en büyük nedeni Türk ve İslam kaynaklarında Emir Çaka Bey ve kurduğu beylik beylikten söz edilmemesidir. Bu nedenle yeni araştırmalar yerine yıllarca Akdes Nimet Kurat’ın eserinin tekrarı denilebilecek incelemeler kaleme alındı. Hatta 1966 yılında Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından Akdes Nimet Kurat’ın kitabının üçüncü baskısı bile yapıldı. Bütün bunlara karşın İzmir ve yöresinde beylik kurarak, beyliğini 16 yıl kadar yaşatan, Türklerin ilk deniz gücünü oluşturan, ilk Türk deniz savaşını kazanan Çaka Bey’in nerede yaşadığı, kabrinin nerede olduğu araştırılmadı. Ancak yerinde bir kararla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 1081 yılını Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluş yılı ve Çaka Bey’i de kurucusu ilan etti.

1983 yılında değerli Koramiral Işık Biren Güney Deniz Saha Komutanlığı görevine atandığında ayni zamanda Deniz Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Batı Anadolu Başkanı idi. O sırada sayın Nuri Ertan da Çeşme Belediye Başkanı idi. Koramiral Işık Biren’in öneri, girişim ve yapıcılığı ile adı geçen ikili, Çaka Bey ve Beyliğinin yeniden gündeme getirilmesi için inanılmaz adımlar attılar: Çeşme’de, ilçe merkezinin 2-3 kilometre güneyindeki, “Eski Cami” olarak bilinen ve daha sonra ayrıntılarına değinilecek eski bir yerleşim yerine bir Çaka Bey anıtı dikildi. Yılın belli günlerde   ilgililer ve okul öğrencileri burada toplanıyor, saygı duruşu yapılıyor, İstiklal Marşının okunması, bayrağımızın direğe çekilmesi ve konuşmaların ardından Çeşme Limanı’na gidiliyor kültürel etkinlikler ve Uluslararası Çaka Bey yat yarışları yapılıyordu

Çaka Bey Yeniden Unutuluyor, Bir Kez Daha Hatırlanıyor ve Kimliğini Arayan Bir Kent Harabesi

Yapılanlar büyük bir vefa örneği ve Türklerin Anadolu’yu vatan tutmalarının ve denizciliğe başlamalarının törenli ilk kutlamaları idi. Ne yazık ki sürdürülemedi. Tarihi tam saptanamadı ama değerlendirmeme göre 1986 yılında değerli Koramiral Işık Biren’in Güney Deniz Saha Komutanlığı görevinden ve sayın Nuri Ertan’ın da 1989 yılında Belediye Başkanlığından ayrılmasının ardından bu güzel kutlamalar son buldu. Artık orada yalnızlığına üzülen paslı bir bayrak direği, üzerinde Çaka Bey’in adının yazılı olduğu anıtçık ve ne olduğu araştırılmamış bir kent harabesi, cami kalıntısı ve mezarlıktan başka bir şey kalmamıştı.

 

 

 

 

 

 

2007 yılındaki görünümü ile terk edilmiş Tören Alanı, paslı bayrak direği (solda) ve terk edilmiş ÇAKA BEY anıtçığı (sağda)

2006 yılı Temmuz ayında ve sonradan 2010 yılına değin yaz aylarının bir bölümünü Çeşme’de, Sakızlıkoy’da geçirimiştim. Çeşme’de kaldığım 2006 Haziran ayında; Çeşme ve yöresini daha iyi tanımak için aldığım, ÇEŞTOB (Çeşme Otelciler Birliği) tarafından hazırlanmış Türkiye Çeşme İzmir adlı tanıtım kitapçığında hiç de ümit edilmez bilgiyle karşılaştım. Sözü edilen tanıtım kitapçığının otuzuncu sayfasındaki Çeşme Camilerine ilişkin bir cami kalıntısı resminin altında şu yazı vardı:

“Çeşmeköy: Eski Cami olarak da anılan yer, Çeşme ilçe merkezinin2 Km. güneyindedir. Bizans egemenliği sırasında 1.Kılıç Arslan’ın kayın pederi Emir Çaka, yarımadayı ele geçirince, 1081 yıllarında Çeşme’ye gelmiş ve Oğuz Boylarından gelen Türkleri bu merkeze yerleştirmiştir. Halen bir cami kalıntısı ve geniş mezarlığı ile 11. Yüzyıl Türk yerleşmelerine ait en ilginç örneklerden biridir.”

Çok önemli bir bilgiye ulaşılmıştı. Müteveffa Dz.Kur.Kd. Albay (E) Şemsi Bargut ile Çeşmeköy’e gidildi. Gerçekten de orada bir cami yıkıntısı, geniş bir mezarlık ve tanıtım kitapçığında sözü edilmemiş bir de harap türbe kalıntısı vardı. Halkla ve bilgi edinilmesi mümkün olabilecek eski Belediye Başkanı sayın Nuri Ertan’la görüşülerek daha geniş bilgi edinilmeye çalışıldı. Ancak burada yazılarlar dışında yeni bir bilgi edinilmedi. Yalnız eski Belediye Başkanı, orada üzerinde kabartma çipa bulunan oldukça büyük bir de mermer olduğunu, sonradan yok olan mermerin çalınmış olabileceğini söylemişi ve o yıllardaki kutlamalara ilişkin gazete kupürlerini göstermişti  Bu kadarcık bilgi bile, yeterli olmasa da Çeşmeköy’deki yerleşim kalıntısının Çaka Beyliğine ait olduğunda  inanılmasına yetmişti.                      Çaka Bey’in Türbesi olduğu düşünün yapının 2007’deki görünümü[14]

Tam bu sırada şansım bir kez daha yardım etti. Değerli komutanım rahmetli  P..Alb. Halim Tokmakçıoğlu’nun kızı ile evli olan değerli Bilim adamlarımızdan Prof. Dr. Yücel Aşkın  eşi Oya Aşkınla birlikte Sakızlı Koy’a gelmişti. Konuyu onlara açtım, Çeşmeköy’e gidip kalıntıları gösterdim.. Çok ilgilendiler ve benim Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde mimarlık Tarihi Profesörü, Prof. Dr. Sayın Jale Erzin’le tanışmamı sağladılar.

Bu tanışma Çaka Bey ile ilgili çok önemli bir çalışmanın başlamasına vesile oldu. Değerli Prof.Dr. Jale Erzen ve ekibi, ODTÜ’den sağladığı az bir ödenekle, 2007 ve 2008 yıllarında yerinde yapılan çalışmalarla, ilişikte sunulan “Batı Anadolu’da Türkleşme Sürecinin Mimari Yansımaları: Çeşme Kalesi’nin Arkasındaki İlk Türk Yerleşmesinde- Çaka Bey Camii ve Türbesi- Yüzey Araştırması ve Röleve Çalışması”       başlıklı ön çalışmayı yapıp bitirdiler. Ancak ödenek ve ilgili makamlardan yeterli destek bulunamaması için projenin devam edilmesine olanak vermedi. Artık yalnız Bir kent harabesi kimliğini aramıyor, kimliğin bulunmasına ilişkin proje de sahibini arıyordu.

İlk görüşmemizde değerli Prof. Dr. Jale Erzen bana “ Çaka Bey bir yana burası en azından Anadolu’daki ilk Türk yerleşimi olabilir, bunun için kalıntılar tamamen yok olmadan proje gerçekleştirilmelidir.” demişti.

2008 yılından sonra Çeşme’ye gidemedim. Çeşmeköy’deki yerleşim yeri kalıntılarının ne durumda olduğunu bile bilmiyorum. Ancak İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı İnönü mahallesine, Çeşme Belediyesi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca 2008 yılında, Çaka Bey’in büstünün de yer aldığı bir anıt yapıldığını biliyorum. Büyük bir kadirşinaslığın göstergesi olan ve yeri de en uygun biçimde seçilen anıt. 600 metrekare alan üzerine; biri 20 metre, diğeri 17 metre yüksekliğinde iki yelken figürünün arasında yerleştirilen, 3,5 metrelik kaide üstünde 2 metrelik Çaka Bey büstünden oluşmaktadır. Tepe üstünde, denize nazır anıtın çevresi bir seyirlik yeşil alan olarak planlanmıştır.. Anıtın hemen arkasında, Çeşme Özel Kabristanı bulunmakta, anıt arkasından geçen yol 200 m. ileride Çeşmeköy Tarihi Harabeleri’ne  gitmektedir. Projesini Güney Deniz Saha Komutanlığı’nın yaptırdığı anıtın yapımını Çeşme Belediyesi üstlenmiştir. Emeği geçen ve katkısı olan herkese şükran borcumuz vardır. Ancak yapılanların yeterli olup olmadığı konusunda kuşkularım var. Bu nedenle hala düşünüyorum: Projeyi gerçekleştirmek için girişimlerimi bırakmayıp, devam mı etmeliydim.

Belki kuşkum nedeniyle, bütün bunları, geç kalmış da de olsam, ilgili makamların, ilgili ve bilgili araştırmacıların yeniden ODTÜ’nin projesine sahip çıkabilmelerini sağlarım görüşüyle yazdım. Yardım ve desteği görülebileceğini düşündüğüm her makama ve kişiye göndereceğim. Umarım yararı olur.

Yeni Çeşme Belediye binasının yapımından sonra, erksi belediye binasının şehir Müzesine dönüştürüleceğini öğrendim. Dileğim projenin sürdürülmesi ile Anadolu’nun vatan tutulmasında önemli bir yeri olan, denizlerin de muzaffer emiri Çaka Bey ve Beyliği’nin karanlık noktaları aydınlatılarak Çeşme Müzesinde hak ettiği yeri alır.

EKLER

Ek- Batı Anadolu’da Türkleşme Sürecinin Mimari Yansımaları: Çeşme Kalesi’nin Arkasındaki İlk Türk Yerleşmesinde- Çaka Bey Camii ve Türbesi- Yüzey Araştırması ve Röleve Çalışması.

Kaynaklar:

Akdes Nimet  Kurat, Çaka Bey, İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi M.S. 1081-1096, Türk Kültürünü Araştırma Yayınları, sei IX- sayı B2, 3. Baskı, Ankara 1966.

Ahmet Yeşiltepe, Derya Komutanlarının Türk Komutanıyım, Destur, NTV Tarih Sayı 4, S. 64-65, İstanbul Mayıs 2009

ÇEŞTOB (Çeşme Otelciler Birliği) tarafından hazırlanmış Türkiye Çeşme İzmir adlı tanıtım kitapçığı.

 

Dipnotlar:

[1] Ahmet Yeşiltepe, Derya Komutanlarının Türk Komutanıyım, Destur, NTV Tarih S. 64

[2] Akdes Nimet  Kurat, Çaka Bey, İzmir ve civarındaki Adaların İlk Türk Beyi M.S. 1081-1096, S.20-21

[3] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e. S.24

[4] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e.ayni yer

[5] Ahmet Yeşiltepe,a.g.e.S.64, Akdes Nimet  Kurat donanma gemilerinden kırkının üstü kapalı kırk gemiler olduğunu yazmaktadır.

[6] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e. S.27

[7] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e. S.29- 30

[8] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e. S.28

[9] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e. S.29

[10] Ahmet Yeşiltepe,a.g.e.S. 65

[11] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e. S. 50-51

[12] Akdes Nimet  Kurat, a.g.e. S. 53-54

[13] Ahmet Yeşiltepe,a.g.e.ayni yer

[14] Bazı yazılarda, bu yapının türbe değil hamam olduğu yazılıyorsa da, yapının alanı ve biçimi nedeniyle yapı ancak türbe olabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here