Ergen Milliyetçiliği

0
59

Geçmişe dönüp baktığımda bazı olayları hiç yaşamamış olmayı istiyorum. Bazı insanları hiç tanımamış, bazı yazıları hiç okumamış, bazı sözleri hiç işitmemiş olmayı tercih ediyorum. Tıpkı işittiğim şu sözler gibi: “Komünizm, Sosyalizm, Emperyalizm veya terör var olduğu sürece Türk Milliyetçiliği de vardır.” Bu sözlerin anlaşılmak için değil de biri onları duysun ve öfkeden saçını başını yolsun diye söylendiği kanaati oluşuyor bende. Güya Türk Milliyetçiliği tamimiyle bir tepki hareketiymiş ve etkiyi oluşturan faktörler varoluşsal bir tehdit olmaktan çıktığı an tepki de ortadan kalkarmış. Sözgelimi bölücülük varsa milliyetçilik de varmış. Bölücülük tehdidi ortadan kalktığı an milliyetçilik refleksi de ortadan kalkacakmış.

Türk Milliyetçiliğine gönül verdiğim ilk gençlik yıllarımdan beri en sık karşılaştığım klişe bu. Hatta “Önce Türk müsün yoksa Müslüman mı?” ya da “Aynı güneşin altında yaşadığımız müddetçe renklerimizin ne önemi var?” veya “Hepimiz aynı Allah’a inanıyor, aynı kutsal kitabı okuyor, aynı kıbleye doğru secdeye kapanıyoruz” romantizmini düşününce hayli iddialı bir eleştiriymiş gibi göründüğünü de kabul etmeliyim.

Kulaklarımızın üzerine yatmamıza neden olacak kadar önemsiz bir eleştiri olduğunu söylemeye çalışmıyorum. İdeolojilerin kendisine inananlara biçim verdiği gibi inananların da zamanla ideolojilerine biçim verdiğini de kabul ediyorum. Fakat insanların verdiği biçimim ideolojinin özüne, yani ana hareket mekanizmasına, yani temeline, çekirdeğine, özüne müdahale edebileceği inancında değilim. Sadece bir ideoloji olarak milliyetçilik ile etten kemikten bir canlı olan milliyetçilerin karıştırılmasına anlam veremiyorum.

İdeolojik olarak milliyetçiliğin değil ama davranış modeli olarak milliyetçilerin genellikle reflekslerini kullandığını, tepkisel hareketler gösterdiğini fark etmemiş olamazsınız. “Ergen milliyetçiliği” diyorum buna. Bıyıkları yeni terlemiş taze bir delikanlının bütün ilgiyi üzerinde toplamak için yırtındığı romantik bir milliyetçilik. Afrin için düzenlenen Zeytin Dalı operasyonu başladığında Türk askerinin gerekirse tüm Suriye’yi yerle bir edip oradan da Musul ve Kerkük’e yönelmesi için çığlık atan kocaman bir topluluğun bedelli askerlik kanununun çıkması için açılan kampanyalara ölmüş dedesinin yerine bile imza atmasını ergen milliyetçiliğinden başka neyle açıklayabilirim ki? Yahut cüzdanında beklettiği dolarları tam zamanı geldi diye düşünerek 7,50 TL’den bozdurup milliyetçilik pozları veren âdemlerin bu tavırları ergence bir uyanıklık değil mi?

Bana kalırsa tüm ideolojilerin ortaya çıkış itibariyle tepkisel bir yönü vardır. Muhakkak bir etkiye karşı refleks geliştirmişlerdir. Emperyalizme karşı olduğunu ileri sürerek gelişen sosyalizmin doğması gibi. Böyle düşününce Türk Milliyetçiliğinin de Çin tehditlerine karşı doğduğunu, Arap yayılmacılığına ve batı emperyalizmine karşı dallanıp budaklandığını ve nihayet Rus emperyalizmine karşı da zirveyi gördüğünü ileri sürmek çok da anlamsız olmayacaktır sanırım. Hatta zaman içerisinde değişen tehditlere karşı milliyetçilik anlayışının değiştiğini söylemek bile mümkün. Söz gelimi Hun ve Göktürk çağının milliyetçilik anlayışının özgürlük merkezinde hareket ettiğini inkâr edebilir miyiz? Selçuklu ve Osmanlı Türklerinin milliyetçilik anlayışının merkezinde vatan kavramının, zamanımızın milliyetçilik anlayışının merkezinde devlet algısının olduğunu reddedebilir miyiz?

Fakat sadece bu verilerle hareket edip Türk Milliyetçiliği mefkûresinin reaksiyonel bir ideoloji olduğuna hüküm vermek haksızlık olur. Zira Türk Milliyetçiliğinin tepkisel bir yönünün olduğunu kabul etsek bile, Türk Milliyetçileri genel olarak tepkisel davranışlar sergilemenin maverasına geçemese de ideolojik olarak davamız etkisel bir öze sahiptir. Tabgaç Buğra Han’a Semerkant Medresesi’ni kurduran duygu milli bir yaratıcılık duygusudur. Köktürk Alfabesini meydana getirmek tepkisel bir yaklaşım olmaktan fersah fersah uzaktır. Aziz Sancar’a hücrelerin DNA’ları nasıl onardığının ve genetik bilgisini koruduğunun haritasını çizdiren, kazandığı Nobel ödülünü Anıtkabir’e armağan ettiren duygu bir kıskançlık duygusu değildir. Her ideolojinin modası geçerken, dinler bile eskiyip tarihin sayfalarındaki yerini alırken Türk Milliyetçiliğinin yüzyıllardan beri canlı kalmasının nedeni tam olarak budur. Mayasında gelişimin, devam ederken değişmenin ve değişerek devam etmenin, ilerlemenin, tükettiğinden çok üretmenin olması…

Bütün bunlara rağmen bu eleştiri karşısında çoğunlukla çaresiz kaldığımı hissetmiyor da değilim. Hâlâ Mete Han ile övünüyor, Ziya Gökalp yahut Hüseyin Nihal Atsız ayarında bir ideolog yetiştiremiyor; Kızılelma denilince aklımıza sadece savaşmak, topraklarımızı genişletmek geliyorsa çaresizlik hissetmekte çok da haksız sayılmamalıyım. Türk Milliyetçiliğini üretim, eğitim, teknoloji, spor, dil ve kültür başlıkları altında yapılandırmadığımız sürece daha uzun yıllar çaresizlik duyacağız diye de çok korkuyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here