Hadlerini Bilmeyenler

0
59

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 40. muhtarlar  toplantısındaki konuşması sırasında Türkçülüğü bölücülük olarak nitelendirerek: ‘Türk’üm demek hakkındır, Ama Türkçülük yapamazsın, Türkçülük bölücülüktür.’ dedi.  Bu cümle Türkçü camia içerisinde büyük tepkiye neden oldu. İçi boş ve günlük siyasi amaçlar uğruna söylenmiş bu söz üzerinden Türkçülük karşıtlarına ve aynı düşüncede olanlara karşı birkaç cümle yazmayı görevim olarak görüyor ve Türkçülük karşıtlığı karşısında cevapsız kalmayı geldiğimiz geleneğe ve Türkçülük için canlarını feda etmeye hazır olanlara karşı yapılmış bir haksızlık olacağını düşünüyorum

Türkçülük; Ali Suavi’den Nejdet Sançar’a, Ziya Gökalp’ten Hüseyin Nihal Atsız’a, Süleyman Paşa’dan Dr. Rıza Nur’a, Mustafa Hakkı Akansel’den Ahmed Vefik Paşa’ya, Mustafa Kayabek’ten Yusuf Akçura’ya, İsmail Gaspıralı’dan Ebulfez Elçibey’e ve daha nice fikir ve dava adamları sayesinde günümüzdeki durumuna ulaştı. Tüm bu Türkçüler farklı farklı itham ve zorluklarla karşılaşsalar da tüm hayatları boyunca Türkçülük düşmanlarına karşı gelmiş ve ellerindeki bayrağı bir sonrakine ulaştırmak için ellerinden gelenleri yaptılar. Türkçü oldukları için mesleklerinden oldular, sürüldüler, yalnızlaştırılmaya çalışıldılar, hapishanelere atıldılar ve bunların en uç noktası olarak da tabutluklara kondular. Ama onlar hiçbir şekilde yılmadılar ve tüm güçleriyle Türk Milleti için çalışmaya devam ettiler. Onların birer devamı olarak şu anda yaşayan tüm Türkçüler de aynı şeyleri yapmak mecburiyetindeler. Türkçülük hiçbir zaman kolay yollardan geçmedi ve bundan sonra da geçmeyecektir de. Ancak Hüseyin Nihal Atsız’ın da dediği gibi: ‘Vatan hainlerinin darbelerine maruz kalan Türkçülük geriledi veya zayıfladı mı? Asla! Tırpan yiyen otlar gibi daha gür, daha sık gelişti ve yurdun dört bucağına yayılarak bir tarlaya atılan tohumlar gibi filizlenmeğe başladı.’[1] ve bu büyüme Türkçülük muzaffer oluncaya kadar da devam edecektir.

Hepimiz Türkçü kadroların 1944’de neler yaşadığını biliyoruz. Burada önemli olan nokta ise dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 tarihli konuşması. O konuşmada ‘Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız.’, ‘Turancılık fikri, yine son zamanların zararlı ve hastalıklı gösterisidir.’ gibi cümleler kuran İnönü, direkt Türkçüleri hedef alarak ‘Vatandaşlarım! Emin olabilirsiniz ki vatanımızı bu yeni fesatlara karşı da kudretle müdafaa edeceğiz.’ cümlesiyle de Türkçüleri, vatanın içerisine fesat sokmakla suçlamış ayrıca Türkçülüğü hastalıklı görmüş ve müdafaa edilmesi gerekilen bir düşünce olarak tanımlamıştır. Türkçüler, devletin en üst kademesinden gelen bu haykırışın nedeni biliyorlardı. Bunun nedeni ancak Türkçülerin hiçbir siyasi bir kaygı gütmeden doğruları ve Türk Milleti için olması gerekeni söylemeleri olabilirdi.

Tarihten bu olaya uygun bir örnek daha vermek istiyorum. Çoğumuzun tanıdığı ünlü şair Faruk Nafiz Çamlıbel 1946’da dönemin Demokrat Partisi’nden milletvekili olmuştu. Ve aynı zamanda Hürriyet Gazetesi’nde yazarlık da yapmaktaydı. 16 Ocak 1951 tarihli yazısında Türkçülüğü ‘fitne’ olarak tanımlamış ve Hüseyin Nihal Atsız da bu tanımlamaya karşı gelerek bir makale kaleme alarak Faruk Nafiz’e: ‘Milletvekili oldum diye bir şey oldum sanma. Millet senin şahsına değil, Demokrat Parti listesine oy verdi… Bütün ömrünce kadın ve havaiyattan başka bir şey konuşmamış olan Faruk Nafiz’in ağzında ciddi şeyler gülünç oluyor. Siyaset, ülkü, ciddi işler senin neyine gerek?’[2] diyerek bu saldırıya karşı gereken cevabı vermişti.

Günümüze geldiğimizde ise bu olaylardan farksız şekilde görüyoruz ki siyasiler içerisinden Türkçülüğe karşı saldırılar durmuyor. Tarihler değişiyor, insanlar değişiyor, partiler ve tüzükler değişiyor ancak Türkçülük aleyhtarlığı daim kalıyor. İktidarda kalmak ve oy almak uğruna söylenilen bu sözlerin büyüklüğü altında ezildiler ve ezilmeye devam ediyorlar. Çünkü bu sözleri söyleyenler Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarının Türkçü olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki en yetkin sosyal ve fen bilimleri düşünürlerinin ve bilim adamlarının, siyasilerinin, komutanlarının Türkçü olduklarını, Türk Milleti için gerçekten her engele karşı gelebilecek kişilerin sadece Türkçüler olduğunu unutuyorlar.

Hadlerini bilmeyenler Türklük ve Türkçülüğün altında ezilmeye, biz Türkçüler ise hiç yılmadan Türklük ve Türkçülük aleyhinde bulunan herkesin karşısında olmaya devam edeceğiz.

[1] H. Nihal ATSIZ, Veda, Orkun, 18 Ocak 1952, Sayı: 68

[2] H. Nihal ATSIZ, Faruk Nafiz’e Bir İhtar, Orkun, 9 Şubat 1951, Sayı: 19

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here