Okuyucu Soruyor ”Ayasofya Ne Alaka”

0
13

ABD Başkanı Trump’ın Müslüman ve Hristiyan dünyası’nın kutsal yeri olan Kudüs  için  ”ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağı” açıklamasından sonra, Türkiye’de çoğunlukla sosyal medya üzerinden tepkiler yağıyor.

Sosyal medya kullanıcıları, özelikle siyasilerden bekledikleri ve yapmasını istedikleri yaptırımları tek tek sıralıyorlar. bunlardan bazıları; İncirlik hava üssü’nün kapatılması ve Ayasofya Camii ‘nin ibadet’e açılması gibi beklentiler söylenmekte.

” Ayasofya Camii İbadet’e açılsın”

Kudüs için yapılan açıklamadan sonra yapılması istenenlerden biri de ” Ayasofya ibadet’e açılsın”. Okuyucuların ve takipçilerin en dikkatini çeken konu ise Ayasofya Camii ile ilgili konu. Okuyucu soruyor  ”Ayasofya Ne Alaka” ” Yahudilerle ve Kudüs ile ne ilgisi var Ayasofya’nın ? ” bilindiği üzere Ayasofya Türkiye’deki Türk Müslümaların kutsal bir değer olarak gördüğü tarihi bir yapı olup, bir o kadar da Hristiyan dünyası’nın Ortodoks mezhebine bağlı insanların kutsal yeri olarak bilinir.

Ayasofya’nın Kısa bir Tarihi

İstanbul’da bugün tarihî bir müze olan yapı. Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, 532-537 yılları arasında İstanbul’un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul’un Osmanlı Devleti tarafından alınmasından sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür.

1935 yılından beri ise müze olarak hizmet vermektedir. Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.

Ayasofya adındaki “aya” sözcüğü “kutsal, azize”, “sofya” sözcüğü ise herhangi bir kimsenin adı olmayıp, Eski Yunancada “bilgelik” anlamındaki sophos sözcüğünden gelir. Dolayısıyla “aya sofya” adı “kutsal bilgelik” ya da “ilahî bilgelik” anlamına gelmekte olup, Hristiyan Ortodoksluk mezhebinde Tanrı’nın üç niteliğinden biri sayılır. 6. yüzyılın ünlü bilim adamları, fizikçi Miletli İsidoros ve Trallesli matematikçi Anthemius’un yönettiği Ayasofya’nın inşaatinde yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve Jüstinyen’in bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Bu çok eski binanın bir özelliği yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır.

Bizans döneminde Ayasofya büyük bir “kutsal emanetler” zenginliğine sahipti. Bu emanetlerden biri de 15 metre yüksekliğindeki gümüş İkonostasisti.

Konstantinopolis Patriği’nin patrik kilisesi ve Ortodoks Kilisesi’nin bin yıl boyunca merkezi olan Ayasofya, 1054 yılında Patrik I. Mikhail Kiroularios’un Papa IX. Leo tarafından Aforoz edilmesine şahitlik etmiştir, genel olarak bu olay Schisma’nın yani Doğu ve Batı kiliselerinin ayrılmasının başlangıcı sayılır.

1453’te kilise camii’ye dönüştürüldükten sonra Osmanlı hakanı Fatih Sultan Mehmet’in gösterdiği hoşgörüyle mozaiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş (içermeyenler ise olduğu gibi bırakılmıştır), yalnızca ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. Cami müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı çıkarılmış ve mozaikler yine gün ışığına çıkarılmıştır. Günümüzde görülen Ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan Üçüncü Ayasofya olarak da bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezî kubbesi, Bizans döneminde birçok kez çökmüş, Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here