Türkiye Eğitiminin Sorunları 3 – Dînîleşme

0
50

Türkiye, her ne kadar anayasasına göre laik bir ülke olsa da, yaşanan uygulamalar eğitim alanında laikliği geri plana atmakta ve git gide dîne dayalı bir anlayışı hâkim kılmaktadır. Zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin yanına eklenen üç seçmeli dîn dersi, okulların çoğunluğunun imâm hâtib okullarına dönüştürülmesi, bilimsel derslerin müfredâtının dînî inançlara göre oluşturulması ve Diyânet İşleri Başkanlığı’na okul açma yetkisinin verilmesi…

            Sorunun boyutunu göstermek bakımından kurumsal dînî eğitimden, dîn eğitimi dışındaki dînî etkiye doğru gideceğim. Öncelikle Diyânet İşleri Başkanlığı’na açtığı okula ve diğer eğitim kurumlarına bakalım.

            5 Ekim 2016 târihinde TC Diyânet İşleri Başkanlığı ile başkanlığa bağlı Türkiye Diyânet Vakfı’nın ortaklaşa projesi olan Reyyan Anaokulu’nun açılışı yapıldı[1]. Konu ile ilgili haber yazısında, 3-6 yaş grubu çocuklara, başta Kur’ân-ı Kerim eğitimi olmak üzere birçok alanda eğitim verileceği belirtilmektedir. Ayrıca yine Diyânet İşleri Başkanlığı, 4-6 yaş grubu için “Kur’ân Kursları” düzenlemektedir[2].

            Öncelikle hem MEB’nin mevcûd ana okulu müfredâtına göre, hem de eğitimbilimcilerin ortaya koyduğu ilkelere göre okul öncesindeki çocuklara okuma-yazma eğitiminin verilmemesi gerekir. Bunun belli başlı sebebleri vardır[3] [4] [5]. Buna göre çocuğun ilkokula başladığında okuldan sıkılması, arkadaşlarından ileride olmanın getirdiği tepeden bakma ya da arkadaş edinememe, sorumluluk bilincinin oluşmaması, çocuğun yazmaktan kaçınması, öğretmeni ayrı bir çalışma planı yapmaya zorlama gibi durumlardan dolayı okuma-yazma eğitimi için ilkokulu beklemek gerekli görülmektedir. Okul öncesi eğitiminde yapılması gereken, sâdece ilkokula ve okuma-yazmaya eğitimine hazırlıktır.

            Eğitim bilimleri açısından durum böyleyken, devlete bağlı bir kurum olan Diyânet İşleri Başkanlığı, 3-6 yaş arasındaki çocuklar için Kur’ân-ı Kerîm eğitimi vereceğini söylemekte ve bir yıldır da vermektedir. Yine 4-6 yaş grubundaki çocuklar için de Kur’ân-ı Kerîm eğitimi verilmektedir. Bununla berâber buradaki sorunlardan biri de bu yaş grubundaki çocuklara, Arab alfabesiyle okuma-yazma öğretildiği gerçeğidir. Diyânet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı “Kur’an Kursları Etkinlik Kitabı 2 – 4-6 Yaş Grubu” adlı kitâbın, “Kitabımı Tanıyorum” kısmında Arab harfleriyle Allah, Muhammed ve İkrâ yazmaktadır[6]. Aynı kitâbın devâmında da “Beni Tanı Oyunu” başlığında Fâtihâ Sûresi’nin adı verilmeden Arabça hâli verilmekte ve ne olduğunu tanınması istenmektedir[7].

            Şu ân kullanmakta olduğumuz Lâtin alfabesiyle okuma yazma öğrenmek bile söz konusu yaş grubu için doğru değilken ve ilkokul dönemine dâir sorunlar taşımaktayken, bir devlet kurumunun bunu göz ardı edip, üstelik farklı bir alfâbeyi öğretmesinin, eğitimbilimsel açıdan, hiçbir açıklaması yoktur. Ayrıca yine bütün eğitimbilimcilerin üzerinde mutâbık oldukları konu, sezgisel düşünme ve öğrenme aşamasında olan bu çocukların dîn, âhiret, tanrı gibi soyut kavramları algılamasının mümkün olmadığı gerçeğidir. Ünlü İsviçreli psikolog Piaget’ye göre 4-6 yaş arası çocuğun “sezgisel dönem”idir ve bu dönemde çocuk, mantık kuralları yerine sezgileriyle düşünürler ve problemleri de mantıkları yerine sezgileriyle çözmeye çalışırlar[8]. Söz konusu dönem çocuklarının ahlâkı[9], kendilerinin istedikleri şeylerden ibâret görmeleri gerçeği ortadayken, ideolojik sebeblerle inanç kurallarını dayatıp, öğretmeye çalışmak, tam anlamıyla fâciâdır. Bir de üstüne üstlük Arab yazısı gibi sağdan sola yazmaya ve okumaya alışan çocukların, ilkokulda soldan sağa yazılan Lâtin yazısını öğrenmeye çalışırken, neler yaşayacağını, nasıl travmalar geçireceğinin göz önünde bulundurulmaması da, ayrı bir fâciâdır.

            Bunun yanında resmî kimliği olmasa da, dînî eğitim verilen birçok anaokulu bulunmaktadır. Maâlesef, bunlar kendilerine “sıbyan mektebi” adını vermekte ve kontrol dışında, hiçbir eğitimbilimsel birikimi olmayan kişiler tarafından çocuklar, eğitime tâbi tutulmaktadır.

            Bunun dışında MEB tarafında birçok okul, imâm hatib okullarına (lise ve ortaokul) çevrilmiş, yeni yapılan okulların çoğu imâm hatib okulu olarak yapılmış ve el konulan okulların tamâmı imâm hatib okullarına dönüştürülmüştür. 2002-2003 eğitim-öğretim senesinde Türkiye genelinde 450 imâm hatib lisesi varken, 2016-2017 senesinde 1408’de yükselmiştir[10] [11]. Sâdece bir yılda 259 adet artış yaşanmıştır. Ayrıca ortaokul seviyesinde de liselerin bünyesinde olmayan 2367 adet imâm hatib ortaokulu açılmıştır. Buna göre ortaokul ve lise seviyesinde dînî eğitim veren, toplam 3775 okul bulunmaktadır. Bu okulların ortaokul kısmında ise 657020 öğrenci, lise kısmında ise 634406 öğrenci okumaktadır. Toplamda 1 291 426 öğrenci, bu okullarda okumaktadır. Buna göre liselerde okuyan 5 513 731[12] öğrencinin 634406 kadarı, yâni %11,5’i imâm hâtib liselerinde okumaktadır. Ortaokullarda okuyan 5 519 688 öğrencinin de 657020 kadarı, yâni %11,90’ı imâm hâtib ortaokullarında eğitim görmektedir.

            Bunların dışında bir de zorunlu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersi bulunmaktadır. 1948 yılında Türkiye’de seçmeli olarak dîn dersi verilmeye başlanmış ve 1982’ye kadar bu şekilde devâm etmiştir. Laik bir ülke açısından vatandaşlarına inanç dayatma noktasında bu elbette doğal ve olması gereken bir durumdur. Bununla birlikte 1982 yılına gelindiğinde ise anayasaya eklenen bir madde ile zorunlu bir hâle getirilmiştir. Bu konuda anayasanın 24. maddesinde konuyla ilgili kısım, şu şekildedir[13]:

“Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.”

Bir dersin zorunlu olup olmamasını anayasa maddesi ile düzenlemek, oldukça ilginç bir durumdur. Laik bir ülkenin vatandaşlarına, herhangi bir dîni öğrenmeye zorlamasının açıklaması olamaz. Elbette ülkenin çoğunun inandığı bir dîni tanımak için seçmeli olarak okutulmalıdır ama ancak azınlık mensûbu olanlara, bu dersi görmeyebilirsin, demek laiklik ile çelişen bir durumdur. Kaldı ki, özellikle Alevî İslâm inançlı birçok Türk, gerek Türkiye mahkemelerine, gerekse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurularda bulunmuşlardır. Türkiye mahkemelerinde bir sonuç alamasalar da, AİHM’de genellikle zorunlu dîn derslerine karşı kararlar verilmiştir[14].

Bununla birlikte 4+4+4 olarak bilinen “kesintili zorunlu eğitim” sisteminin kabulü ile berâber seçmeli olarak üç yeni dîn dersi verilmeye başlanılmıştır. Kur’ân-ı Kerim, Peygâmberimizin Hayâtı ve Temel Dînî Bilgiler adı altında seçmeli dersler de verilmeye başlanılmıştır.

Bunların dışında özellikle son dönemde bilimsel konularda ve alanlarda, dînî referanslarla hareket etmek, özellikle biyoloji derslerine dînî kaynaklarla ele almak ve özellikle evrim karşıtı bâzı dînî grupların, okullarda “bilim eğitimi” adı altında bilim karşıtı çalışmalar yapması, maâlesef oldukça yaygınlaştı. Son dönemdeki müfredat değişikliği ile evrim gerçeğinin biyoloji ders müfredatından çıkarılması, fen bilgisi derslerinde kesinlikle söz edilmemesi, evrimden söz eden öğretmenlerin soruşturma gibi sorunlarla yüz yüze bırakılması, eğitimin dînîleşmesinin ciddî bir göstergesidir. Hükûmete oldukça yakın olan Eğitim Bir Sen’in hazırladığı müfredât raporunda[15] Atatürkçülük konularının kaldırılması, Atatürk’ün bir târihî karakter gibi öğretilmesi, TC İnkılâp Târihi ve Atatürkçülük dersinin kaldırılması, buna gerekçe olarak ise toplumun dînî hassasiyetlerine uygun olmaması gibi durumlar, aslında bütün gerçeği ortaya koymaktadır.

Son olarak ilgili sendikanın müfredât raporunda yer alan bir paragraf, aslında bütün gerçeği, olduğu gibi ortaya koymaktadır ve bu gerçek, Türk eğitimi açısından tam bir felâket doğuracaktır.

“Bununla birlikte, seçmeli din ve değerler eğitimi dersleri ise, velilerin ve öğrencilerin talepleri göz önüne alınarak İslam dinini sevdirmeyi ve benimsetmeyi esas alan ve gerektiğinde uygulamaya da yer verecek şekilde yapılandırılmalıdır.”[16]

[1] Türkiye Diyanet Vakfı, Haberler / Reyyan Anaokulu Diyanet kampüsünde eğitim hayatına başladı… https://www.diyanetvakfi.org.tr/tr-TR/site/haberler/reyyan-anaokulu-diyanet-kampusunde-egitim-hayatina-basladi–1986 (Erişim târihi: 17.08.2017)

[2] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 4-6 Yaş Grubu Kur’an Kursları

http://www2.diyanet.gov.tr/EgitimHizmetleriGenelMudurlugu/Sayfalar/4-6-Yas-Grubu-Kuran-Kurslari.aspx (Erişim târihi: 17.08.2017)

[3] Okula Başlamadan Önce Çocuklara Okuma Yazma Öğretmek Doğru mu?, http://www.egitimsaglik.com/2013/10/okula-baslamadan-once-cocuklara-okuma.html (Erişim târihi: 17.08.2017)

[4] Başar, Murat, “Okuma Yazma Öğrenerek İlkokula Başlayan Çocukların Karşılaştıkları Sorunların Değerlendirilmesi”, EKEV Akademi Dergisi, y.1, s.1, ss.281, Yaz 2013

[5] Çelenk, Süleyman, “İlkokuma-Yazma Öğretiminde Kuluçka Dönemi”, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, y.2003, c.36, s.1-2, Ankara

[6] Kur’an Kursları Etkinlik Kitabı 2, s.73, Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara, 2015

[7] a.g.e., s.76

[8] Pedagoji Derneği, Çocuğun Bilişsel (Zihinsel) Gelişimi – Piaget, http://www.pedagojidernegia.com/upload/editor/2016031804436-0.pdf (Erişim târihi: 17.08.2017)

[9] Wright, Derek; Croxen, Mary (çev.Öngen, Demet), “Ahlak Yargısının Gelişimi”, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, c.22, s.1, Ankara, 1989

[10] Eğitim Sen, 2016-2017 Örgün Eğitim İstatistikleri: Eğitimde Yaşanan Çöküşün Temel Göstergeleri, s.6, 4 Nisan 2017, Ankara

[11] T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim (1. Dönem), 2016/’17, s.148, Ankara, 2017

[12] a.g.e., s.122

[13] TBMM, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Kanun No.:2709, Kabul Tarihi: 7.11.1982 https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa82.htm (Erişim târihi: 18.08.2017)

[14] Kap, Derya, “Türkiye’de Zorunlu Din Dersi Uygulaması”, Akademik Perspektifhttp://www.ikv.org.tr/images/files/58-61%20AKADEMIK%20PERSPEKTIF%20KASIM%202014_58-61%20(1).pdf (Erişim târihi: 18.08.2017)

[15] Eğitimciler Birliği Sendikası, “Gecikmiş Bir Reform Müfredatın Demokratikleşmesi”,  Ankara, Ocak 2017

[16] a.g.e., s.17

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here