Üç Tarz-ı Siyaset Hakkında Kısa Bir Değerlendirme

0
114

 

Türk Milliyetçiliğinin değerli ideoloğu, Türk siyaset biliminin medar-ı iftarı, büyük fikir adamı Yusuf Akçura “Üç Tarz-ı Siyaset” isimli eserini yayınlayalı tam 113 yıl oldu. Bugün bile kaynak kitap niteliğinde bulunan bu eseri önemli kılan en büyük detay şüphesiz ki, sadecedönem siyasetinin incelendiği, irdelendiği ve gözler önüne serildiği basit bir siyaset bilimikitabı olmamasıdır. Eser devrin siyasetinin çıkmazlarından bahsetmiş, düşünülen ve iddia edilen çözüm yöntemlerinin yetersizliğini ispat etmiş ve en önemlisi problemlerin nasılçözüleceği konusuna el atmıştır. Hülasa, Akçura Bey, suya da sabuna da dokunmayı göze almıştır.

Türk Milliyetçiliğinin ilk manifestosu olarak kabul görülen Üç Tarz-ı Siyaset; Osmanlıcılık-Terakk-i İslam ve Terakk-i Etrak başlıkları altında o dönemin revaçta bulunan siyasaldüşüncelerini tüm artı ve eksilerini karşılaştırarak bir çözüm yolu arar. Başlıkları irdeleyecek olursak;

Osmanlıcılık: yeni bir millet yaratmak, bu süreçte farklı milletler arasında din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin, tüm Osmanlı halkını, hak ve görevler bakımından eşit kabul etmektir. Bu büyük siyasi projede Akçura, devletin hem çoğunluğunu hem de ana unsurunu oluşturan Türkleri dezavantajlı görür iken, Arapları avantajlı konumda görmektedir. Yeni kimliğe kavuşan gayri müslimler ise bazı avantajlarını( askerlikten muaflık) kaybederken bazı avantaj kazanmaktadır (ek vergilerin kaldırılması). Halkın kazançları dışında, tüm büyükmedeniyetlerin doğduğu Anadolu ve çevresindeki kadim topraklarda, yapay bir millet var etmek sosyolojik olarak imkansız gözüküyordu. Bu yüzlerce farklı dilin konuşulduğu Osmanlı topraklarında plastik ve ortak bir medeniyet imali şüphesiz başarısızlıkla sonuçlanacaktı.

Akçura durumu şöyle özetliyordu(syf.54) : “Binaenaleyh, zannımca Osmanlı milleti meydana getirmek beyhude bir yorgunluktur.”

İslamcılık: İslam dini çerçevesinde temellenmiş bir birlik ile devlet bekasını sağlamak. Hilafet makamını elinde bulunduran devlet erkanının mümkün gördüğü ve düşündüğü politakalardan biri de Terakk-i İslam düşüncesi idi. Akçura; İslamcılığın , milletler ve cemaatler arasındaki eşitlik esasını ortadan kaldıracak bu düşüncenin toplumda ki ayrımları daha da arttıracağını savunmakta idi. Türkmenler arasında dahi mezhepler arasında büyük kavgaların çıktığı gerçeği göze alınırsa Akçura hiç de haksız sayılmazdı. Ayrıca batılı emperyallerin kesinlikle taraftarı olmayacağı bu büyük İslam devletine Osmanlı himayesinin dışındaki diğer Müslüman devletlerinde pek sıcak bakılacağı söylenilemezdi. İslam medeniyeti tasavvuru hayli zaman isteyen bir projeydi, hasta adamın ise en kıt olduğu şey şüphesiz vakitti.

Akçura çareyi Türkçülükte gördü: Asya ve Doğu Avrupaya yayılmış, aynı dili,kanı, kültürü ve çok yüksek oranda aynı dini paylaşan Türk Milletlerini kendi içine dahil eden bir Devlet-i Aliye. Türkçülük fikrini, Türk Milletinin faydası için var iken gayr-i Türki halkın çıkarlarını ikinci plana attığından dolayı tehlikeli bulan sayısı azınsanamaycak kadar vardı.  Peki bunlara rağmen Akçura neden Turancılık idealini hasta adamın reçetesi olarak görmüştü ? Rus işgali altında bulunan esir Türk topraklarındaki yükselecek milli şuur, düşman Çarlık Rusyasını derin problemler içerisine düşerecekti. Henüz işgale uğramamış Türk topraklarının Osmanlı politikalarına yaklaşması, hasta adamı arenada yalnızlıktan kurtaracaktı. Bunun dışında, uzun süreçte Pan-Türkizm, Devlet-i Aliye’i Devlet-i Ebed-i Müdded idealine kavuşmasını mümkün kılacaktı.

 

Akçura’nın bakış açısını terk ederek bir değerlendirmede bulunursak, 3 tarzdan yalnız biri status que (şu anda ve eskiden beri içinde bulunan durum)’u koruma arzusunda, diğer iki düşünce ise yayılmacı politikalar gütmektedir. 1900’lü yılların başında iken Osmanlı İmparatorluğu’nun korunmaya değer bir durumu yoktu. Ekonomisi ve politikası dış güçlerin kontrolünde, dış güçlere herhangi bir karşı koyma imkanı bulunmayan bir devleti günü kurtarma ideolojisi olan Osmanlıcılık kesinlikle ideal çözüm değildi. Uzak hedefler peşindeki, radikal ve senteze yanaşmayacak İslamcılar ve Türkçülerin fikirleri uygulamaya geçemeden bir cihan harbi, bu harbin sonucunda cihan devletinin sonu geldi. Osmanlıcılık fikri tarihin tozlu raflarında yerini aldı.  Türkçülük ve İslamcılık  siyasi arenada hala faal ve çarpışma halinde.  Türkçülerin neşriyatları uzun yıllar yasaklandı,Türkçüler tabutluklara atıldı, mahkum edildi, idam edildi. Bugün yeniden şahlanışa geçen Türkçülüğün ancak bilimin, felsefenin ve seçkinliğin peşinden giderik başarıya gideceğine inanıyorum. Akçura’nın fikirlerinin bize yol göstermesi dileği ile…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here