Vekâlet Savaşları Ve Türkiye

0
29

Dünya düzeninin ve teknolojinin değişmesiyle birlikte savaşların yapılış şekli, kullanılan araçlar ve yöntemler de değişmiştir. Klasik dönemde; ok, yay, piyade gibi unsurlar kullanılırken erken modern dönemde; tüfek ve top gibi ateşli silahlar kullanılmıştır. Sanayi devriminin de katkısıyla modern savaş döneminde bunlara tank, uzun menzilli füzeler ve hava savunma sistemleri gibi daha karmaşık araçlar da eklenmiştir. Bunun sonucunda savaşlar daha çok öneme sahip olmuş ve tüm bu sistemlerin entegrasyonuyla hareket edilmek zorunda kalınmıştır. Bu zorunluluk devletlere, savaşı kazanan taraf olsa bile, büyük ekonomik, sosyolojik ve siyasi zorluklar yüklemiş, farklı arayışlara itmiştir. Post-Modern döneme gelindiğinde daha çok asimetrik savaşlar ön plana çıkmış ve devletler artık güçlerini bu yönde geliştirmeye başlamışlardır. Bunlara örnek olarak; siber savaşlar, terör örgütleri, yıldız savaşları ve mafya örgütlerini gösterebiliriz. Biyolojik, kimyasal ve nükleer güçlerin de artmasıyla birlikte ülkelere vereceği tahribatın artacak olmasının bir sonucu olarak Vekâlet Savaşları, Soğuk Savaş döneminde kendini göstermiştir. Vekâlet savaşlarına, Soğuk Savaş, İspanya İç Savaşı ve kısmen Kore Savaşı örnek gösterilebilir. Bu sayede devletler direk olarak birbirleriyle savaşmaktan kaçınıp karşı tarafa nüfuz etmek için kendi uydu ülkelerini, terör örgütlerini ve hedef ülkenin karşıt yapılarını cepheye sürmek sûretiyle, bu unsurları kullanarak savaşırlar. Vekâlet savaşları; bölgesel savaşlar, terörizm ve yumuşak güç savaşları olarak farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.

Ulusal çıkarları korumak için kullanılan terörizmi kullanma durumu, 11 Eylül 2001’de ABD’nin vurulmasıyla ortadan kalkmış, küresel güçlerde terörizm karşıtlığı söylemleri sıklaştırmış ve terörizm artık bir araç olarak kullanılmaktan çıkmıştır. Bölgesel savaşlar ve yumuşak güç uygulama yöntemleri günümüzde hâlâ birinci derecede vekâlet savaşı biçimleri olarak kendilerini göstermektedirler. Kore Savaşı’nı bölgesel savaşlara bir örnek olarak verebilir, yumuşak güç içinse şiddet içermeyen ancak devlet politikalarını değiştirebilecek tüm şiddet içermeyen eylemleri(protesto yürüyüşleri, sivil itaatsizlik vs) örnek gösterebiliriz.

 

Ortadoğu’daki bölgesel savaş, küresel güçlerin uzun süre sonra kendilerini gösterdiği bir savaş arenasına dönüşmüş durumda. Küresel güçlerin yanında Ortadoğu’da söz sahibi Türkiye, İran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçlerin de müdahalesiyle bu savaş, tam anlamıyla bir vekâlet savaşına dönüşmüş durumdadır. Yemen’de; Suudi Arabistan destekli Hadi hükûmetiyle İran destekli Husiler arasında olanlar ve ayrıca aynı ülkede IŞİD ve El-Kaide varlığı, Libya’da; Mısır destekli Tobruk hükûmeti ve Türkiye, Katar, Sudan destekli Trablus hükûmeti arasında olanlar ayrıca yine aynı ülkede IŞİD varlığı, Suriye’de; Rusya ve İran destekli Esad rejimi, Türkiye ve çeşitli ülkelerin desteklediği rejim karşıtı ÖSO, ABD, Rusya ve Koalisyon destekli PYD-YPG ve yine aynı ülkedeki IŞİD varlığı, Irak’ta; IŞİD karşıtı Irak hükûmeti ve onun destekleyicileri İran’lı Şii milisler, uluslararası koalisyon ve Irak’taki Kürt güçleri, Lübnan’da ise Lübnan hükûmeti karşıtı İran destekli Lübnan Hizbullah’ı… Tüm bu ülkelerdeki karşıt güçlerin yönlendirilmesiyle küresel ve bölgesel güçler hedef ülkelerdeki etkinliğini, nüfuz etkisini ve çıkarlarını yükseltme peşindedir. ABD ve Rusya bu vekâlet savaşlarının oyuncularıyken neredeyse tüm Ortadoğu’yu içine alan bu saydığımız ülkeler de savaş arenasıdır.

 

Bölgesel olarak İran’ın Şii yayılmacılığına Sünni İslam anlayışıyla karşı çıkmaya çalışan ve bölgedeki çıkarları için değişik hamleler yapan Türkiye de bu savaş içerisindeki yerini almıştır. Türkiye’nin rolü günün şartlarına ve kendi çıkarlarına göre değişmektedir. IŞİD’i sınırdan temizleme bahanesiyle ABD destekli Kürt yayılmacılığına Fırat Kalkanı Harekâtı’yla karşı gelmiş, yönetiminden memnun olmadığı Rus destekli Esad rejimine de rejim karşıtı ÖSO’yu kullanarak karşı gelmiştir. Bölgedeki tarihî, sosyo-kültürel ve ekonomik avantajlarını kullanarak birçok farklı zamanda birçok farklı olaya karşı da yumuşak güç kullanmaktan kaçınmamıştır. Bunun doğal sonucu olarak diğer küresel ve bölgesel güçler de Türkiye’ye karşı tavır alıp, Türkiye’yi de savaş arenasına çevirme isteklerini göstermeye devam etmektedirler. Dış basında saygı gösterilen ve oldukça bilinen uluslararası dergi ve diğer yayın organlarında bununla ilgili makaleler yayımlanmış ve Türkiye’nin de savaş coğrafyası içerisine girmesinin işten bile olmadığını vurgulamışlardır. Türkiye’nin bu denge siyaseti ve kazan/kazan uygulamalarının bir sonucu olarak yalnızlaştığı için bunun daha da kolay olacağını belirtmişlerdir. Son dönemde daha da dillendirilen Afrin’e olası yapılacak bir operasyonla Türkiye, bölgedeki söz hakkını daha etkin kullanabilecektir. Ayrıca Ortadoğu’da yalnızlaştırılmaya çalışırken kendisinin ayrı bir güç olduğunu kanıtlama ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinin göstergesi olacaktır. Tüm bunları yaparken bizim yegâne isteğimiz ise Ortadoğu’daki Türk nüfusunun ve haklarının korunması olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here