Ana Sayfa Köşe Yazıları ABD Türkiye’yi Düşman Ülke İlan Eder Mi?

ABD Türkiye’yi Düşman Ülke İlan Eder Mi?

- Reklam -

Bundan iki gün önce 6 Nisan tarihinde ABD Savunma Bakan vekili Patrick Shanahan Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar’a bir mektup gönderdi ve bu mektup iki gün içerisinde tüm dünya tarafından çokça paylaşılarak haber yapıldı. İçeriği S-400 krizinin geldiği son noktayı gösteriyor. Bu içeriğin başka bir yolla değil de mektup yoluyla ulaştırılmasının tek nedeni var: Johnson Mektubu’na gönderme.

- Reklam -

ABD gittikçe sertleşen bir üslupla yazdığı mektubunda Türkiye’nin S-400 alımından derhal vazgeçmesini istiyor. Aksi halde ABD kongresinin Türkiye’ye CAATSA yaptırımlarının uygulanması konusunda kararlı olduğunu söylüyor. ABD ve Türkiye uyuşmazlığının en somut örneği olması bakımından önemli olan bu mektupla birlikte Türkiye’nin 12 Haziran’da yapılacak olan yıllık olağan F-35 ortakları toplantısına davet edilmemesi kararı alındı. Ayrıca eğitim gören pilotlarımızın 31 Temmuz’a kadar ülkeyi terk etmeleri isteneceğini de belirtiliyor.

Mektupta açık bir şekilde Türkiye’nin S-400 almaktan vazgeçme şansının hala olduğu belirtilerek diplomasi dilinde tehditkar bir şekilde uyarılıyor. Şuan Türkiye için yapılan 4 uçak haricinde diğer siparişlerin ve parçalarının teslim edilmeyeceği de ekleniyor.

Uzun uzadıya istekler belirtilirken bunun karşılığında ABD Türkiye’ye sadece, Türkiye’nin hedefi olarak açıkladığı, Türk-Amerikan ticaret hacminin 75 Milyar dolar seviyesine çıkartmak için çalışmada bulunma sözü veriyor. Türkiye F-35 projesinde 900 civarında parça üretimi yapmasıyla birlikte üretici olması bakımından uçaklara ucuz şekilde ulaşabiliyor. Yani sorunun ileride aşılması durumunda uçak siparişlerinin yüksek fiyatlarda olması da muhtemel.

Ekonomik verilerin iyi yönde gitmediği bu dönemde ülkelerin “sevilmeyen abisi” ABD ile karşı karşıya gelinmek istememesi normal karşılanmalıdır. Ayrıca yukarıda bahsettiğimiz ekonomik külfetin daha CAATSA yürürlüğe girmeden yani CAATSA haricinde olacağını da katarsak Türkiye buradan kesinlikle üçüncü bir yol bulmak için 31 Temmuz’a kadar her saat çalışacaktır. Her ne kadar bazı çevrelerde “S-400 alalım Amerikan baskısından kurtuluruz.” minvalinde cümleler geçse de bunun akılcı bir tarafı bulunmuyor. Nasıl ki onlarca çocuk bir yetişkin karşısında güçlerini birleştirseler bile yetişkini alt edemezse onlarca küçük devletin birleşimi de bir küresel güç karşısında yenilgiye maruz kalacaktır. Buradaki en akılcı çıkar yol dengeyi bulmak ve bu dengeyi yaparken “eksen” tartışmalarına mahal vermeden ve uluslararası platformda saygınlığımızı zedelemeden ilerlemektir. Türkiye belki yıllar bile sürse F-35 ayarında bir uçak yapabilir ancak hiçbir zaman yalnızlaşarak ekonomisini düzeltemez. Türkiye nasıl ki 1964’de Johnson Mektubu’nu sineye çekmiş gibi gözüküp 1974’de Kıbrıs Barış Harekatı’nı ABD’ye rağmen yapmışsa bugünkü mesele de buna benzer bir yöntemle aşılmalı kesinlikle keskin açıklamalardan kaçınılmalıdır. Karar alıcılar siyasilerin baskısı altında yaptıkları yanlışı daha büyük bir baskıyla daha büyük bir yanlışla kapatmamak için çalışmalı. Ne sadece S-400 alınarak CAATSA ile ekonomik ivmemiz düşürtülmeli ne de S-400’den vazgeçilerek Türkiye’nin saygınlığı azaltılmalıdır. Burada en büyük görev Türkiye’nin çıkarlarını büyük çerçeveden bakarak savunmaktır. Ne tek başına S-400 sistemi bütün Doğu Akdeniz’deki haklarımızı savunabilecek kapasitededir ne de F-35 projesi.

- Reklam -

Son Haberler