Afedersiniz!

yalcin-karaaslan-sabithaber

İçinde bulunduğunuz aptal boşluktan çıkmaya debelenirken akıttığınız terin kokusu, tâ buralara geldi. Hiç mektup göndermemiş, hiç yıldız kaymasına şâhid olmamış, hattâ yağmurun yağmasına bile tahammülü olmayan insanların, “aşk ve kadın, aşk ve adam, aşk ve aşk” tanımı dırdırlarına hayret ediyorum. Kusura bakmayın ama, kimse sizin kalçanıza sırladığınız “aşk”a özenmiyor.

Bacaklarınızın uzunluğu ve eteğinizin kısalığı ile aşkın bir alakâsı yok. Kimse sizin kirli sakalınızda bir Mecnun inlemesi göremiyor kusura bakmayın. Hayâtınız rakı gibi kokarken, siz tutmuş güle imreniyorsunuz, dikenine tâlip olmayı arzuluyorsunuz. Bok alırsınız! Aşk, vücûdunuzu reklam etmek için iliğini sömüreceğiniz kemik değil; işiniz bitince köpeklere atılmayacak kadar da ulvî! Ne desem ki size? Hasret çekiyor gibisiniz, bir şey beklediğiniz yok. İşiniz gücünüz övülmek, övülmek ve övülmek…

Övülmek, insanı cellad yapar, bunu da bilmezsiniz. Eli kanlı insanın aşkı da sevdâsı da makbûl değildir, bunu da bilmezsiniz. Canınız yandığı vakit Allah olsa tanımazsınız, öç zamânını beklersiniz; ama sevgiliye ömür hîbeliyorsunuz pek müstesnâ resimlerinizde…

Bilmiyorsunuz, bâri çamur atmayın arkadaş! İçki kokuyorsunuz, rezâlet kokuyorsunuz, hırs kokuyorsunuz, bencillik, keşmekeş, leş kokuyorsunuz, Ama gül bahçesine girmek istiyorsunuz. Kolay mı? Giremeyeceksiniz bâri bahçeyi pislemeyin. O bahçeyi hayâl edenleri, düşleyenleri bertarâf etmeyin. Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak! Size göre değil. Sevmek için, önce utanın. Utandıktan sonra, belki seversiniz. Aşkın ve Sevdânın, sizin çağdaş fotoşoplu, bol rujlu, fiyakalı metroseksüel fotoğraflarınıza ihtiyâcı yok. Ama sizin, aşkı belden yukarıya çekme mecbûriyetiniz vardır!

Hadi eyvallah.

Exit mobile version