Ana Sayfa Gündem Atsız’da Uluslararası Politika Ve Nato

Atsız’da Uluslararası Politika Ve Nato

- Reklam -

Büyük Türkçü Hüseyin Nihal Atsız hem Türk Milleti’ne hem Türkçülere hem devlet büyüklerine dersler niteliğinde okutulabilecek birçok makale yazmış, bu makaleler içerisinde tespitler ve çıkarımlar yapmış, bizlere yol göstermiştir. Biz bu yazımızda onun Türk dış politikası hakkında söylediklerini, uluslararası politikaya ve ilişkilere dair yazdıklarını ve çoğunlukla da NATO ve Amerika hakkındaki düşüncelerini olaylar eşliğinde incelemeye çalışacağız. Yazımız birçok tarih ve dipnotla desteklenmiş şekilde olacak. Bunun en büyük sebebi ise tarihsel olarak fikirlerinin nasıl değiştiğini ve farklı olaylara karşı nasıl farklı düşünceler ortaya koyduğunu görebilmek.

- Reklam -

2. Dünya Savaşı’ndan sonra değişen uluslararası sistem ve onun getirdikleriyle beraber dünya iki kutba ayrılmış ve tüm devletler bu kutupların içerisinde kendilerine yer aramaya başlamışlardır. Bu kutupları Batı bloğunda NATO, Doğu bloğunda ise Varşova Paktı temsil ediyorlardı. Türkiye, Varşova Paktı’nın öncüsü konumundaki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin oluşturduğu tehdit nedeniyle 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. Bu tehdit farklı ülkelerde farklı şekillerde gözlemlenebiliyordu. Bu tehditlerin sonucu olarak Dünya’nın çeşitli yerlerinde iki tarafa da bağlı uydu devletler oluşmuş ve bağımsızlıklarını neredeyse yitirmeye başlamışlar, hatta Varşova Paktı’nın lideri konumundaki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içerisinde milyonlarca Türk hürriyetlerini yitirmiş, dilleri köreltilmiş, kültürlerini yaşayamaz duruma gelmişlerdir. Uluslararası düzen değişmiş ve bu olay tüm devletlere etki eder duruma gelmiştir. Almanya ikiye bölünmüş, dünya soğuk bir savaşın içerisine girmiş, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bir kez daha nükleer silah kullanılmasından ve birçok bölgesel savaştan kıl payı dönülmüştür.

Bu olası savaşlardan birisi iki NATO üyesi devlet olan Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanacaktı. 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş ve tüm kurumlarda Türkler ve Rumların nüfusları oranınca temsil hakkı tanınmıştı. Ancak 30 Kasım 1963’e gelindiğinde devlet başkanı 3. Makarios bir anayasa değişiklik önergesi sunarak Kıbrıs Türkü başkan yardımcısının veto hakkının elinden alınmasını meclisteki Türklerin kısıtlanmasını sağlamaya çalışmıştı. Bu durumu, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, kabul edilemez olduğunu savundu. Bunun üzerine Kıbrıslı Rumlar 21 Ocak 1963’de ada genelinde Kıbrıs Türklerine karşı katliamlar başlattı. Türkiye bu duruma dur demek amacıyla 2 Haziran 1964’de Kıbrıs’a askeri müdahale yapacağını açıkladı. Bunun üzerine dönemin ABD başkanı Lyndon Johnson, Türkiye başbakanı İsmet İnönü’ye, bir mektup yazdı. Bu mektup tarihe ‘Johnson Mektubu’ olarak geçmiş ve Türk dış politikasında önemli etkiler yapmış ve uzun süreçte dış politikamızın sorgulanmasını ve değişmesini sağlamıştır. Johnson, mektupta kısaca Türkiye’nin tek başına Kıbrıs’a müdahale etmemesi gerektiğini, bunun kabul edilemez olduğunu, olası müdahalede Türk-Yunan savaşının kaçınılmaz olduğunu ve Türkiye’nin Sovyetler işgaline açık duruma gelmiş olacağını ve bu durum gerçekleşirse NATO’nun Türkiye’yi savunma konusunda isteksiz olacağını vurgulamış ayrıca bu müdahalede Türkiye’ye ABD’nin sağladığı silahları kullanmasının engelleyeceğini anlatmıştır. Bunun üzerine başbakan İnönü 21 Haziran 1964’de ABD’yi ziyarete gitmiştir. Atsız bu olay için ‘Yunanistan’ın haksız yere desteklenmesinin son örneğini Kıbrıs davasında Amerika Başkanı Johnson vermiş, Kıbrıs Türklerinin öldürülmeye kadar varan kıyıcılıklardan kurtarılması için yapılacak Türk çıkartmasına engel olarak hem NATO davasına darbe vurmuş, hem de durup dururken Türkiye’de bir Amerikan düşmanlığı doğmasına sebep olmuştur’[1] diyerek Türkiye’nin NATO içerisinde ve ABD ile ilişkide Yunanistan’dan daha önemli olduğunu vurgulamıştır.

Kıbrıs Sorunu’nda ABD’nin tavrı, Vietnam Savaşı ve ABD askerleri için genelev boyatılması gibi gelişmeler genel olarak Türkiye’de Amerikan karşıtlığını tetiklemiş ve Ekim 1967’de Türkiye’ye gelecek olan ABD’nin 6. Filosuna karşı bir takım eylemler düzenlenmesine neden olmuş ve bu eylemler askerlere boya atılmasından Amerikalı askerlerin denize atılmasına kadar varan olaylarla devam etmişti. Tarihe 6. Filoyu protesto olayları adıyla geçen bu olaylarda çeşitli yerlere ‘NATO’ya Hayır’, ‘6. Filo defol’ gibi yazılar yazılmış, Amerikan askerlerine karşı pankartlar açılmıştı. Atsız, bu olaylardaki gençlerin düşüncesini yanlış bulur ve bu gençlerin solcu yazarlar tarafından kışkırtıldığını savunur. [2] Gençlerin her şeyi tamamıyla bilmemeleri için ‘…siyasî meselelerin iç yüzüne nüfuz etmeden devletin dış siyaseti üzerinde tesir yapmaya çalışmaları tamamıyla yanlış ve sakattır.’ [3] diyerek şuursuzca davranan gençlerin yanlışlarını yüzlerine vurmaktadır. Ayrıca bu eylemlerin Türkiye’nin Rus yanlısı bir politika izlemesini sağlamayacağını ve sağlasa bile bunun tarihsel olarak yanlışlarını anlatarak ‘NATO ittifakından ayrılmış bir Türkiye’nin er‐geç 300 milyonluk bir Varşova Paktı ile karşı karşıya kalacağı asla unutulmamalı, kendi müttefiki olan Çekler’e, daha önce Macarlar’a karşı gösterdiği vahşetin birkaç katını Türkiye’de tatbik edeceği asla hatırdan çıkarılmamalıdır.’[4] cümlesiyle NATO’dan ayrılmanın ne ile sonuçlanacağını belirtmiştir. Ancak NATO’nun bir kurtarıcı ve kesin bir çözüm olmadığını da şu cümlesiyle bizlere aktarmıştır: ‘NATO’nun ve hele Amerika’nın bir Hint kumaşı olmadığını herkes biliyor. Fakat karakışta bizi donmaktan koruyacağı için, dondurucu soğuklar geçinceye kadar bu çulu sırtımıza almaya mecburuz.’

Tarihler 14 Şubat 1969’u gösterdiğinde bir zamanlar İlhan Egemen Darendelioğlu’nun başkanlığını yaptığı Komünizmle Mücadele Derneği ve Milli Türk Talebe Birliği ‘Bayrağa Saygı’ mitingi düzenlendi. Bu mitingin amacı 16 Şubat 1969 Taksim Meydanı’nda onlarca gençlik örgütü tarafından yapılacak 6. Filoyu protesto yürüyüşüne karşı kamuoyu oluşturmaktı. 16 Şubat Pazar günü genellikle aşırı sağcı Milli Türk Talebe Birliği üyeleri 6. Filoyu protesto yürüyüşüne karşı toplandı ve tarihe ‘Kanlı Pazar’ olarak geçecek karşı saldırıyı gerçekleştirerek iki komünisti bıçaklayarak öldürdüler. Atsız, bu olaylarda temel suçu 6. Filo’da görür ve gençlerin birbirlerine girmelerini ve olayların bu kadar büyümelerini yanlış bulur.[5] Öyle ki bu ziyaretin gerçekleşmesiyle Türkiye’de artan Amerikan aleyhtarlığını doğru bulmakla beraber Türk Milleti’ni ayrıştırdığını ve doğru olmayan şekilde devam ettiğini düşünür. Kendisi bunu: ‘Türkiye’de hiçbir solcu olmasa dahi bu düşmanlık gelişip büyüyecek ve Amerikan düşmanlığı gösterileri yine aynı ölçüde yapılacaktır.’[6] diyerek belirtmiştir. Atsız, bu yürüyüşlerin milli duygularla oluştuğunu ancak hilafet yanlısı sağcılar ve komünistlerin bu yürüyüşe gizli maksatlarla katıldıklarını düşünmektedir. Ayrıca NATO’da bulunmanın Amerikan aleyhtarı olunmasına karşı olmadığını da: ‘Amerika NATO’da müttefikimizdir ve bize pek çok yardımda bulunmuştur. Siyasî partiler, TİP müstesna, Türkiye’nin NATO’da kalmasına taraftardır. Fakat NATO’da kalmak Amerikalılardan nefret etmeğe mani değildir. Türk milletinin çoğunluğu bugün, yine NATO müttefikimiz olan Yunanlılar’a hangi gözle bakıyorsa Amerikalılar’a da aynı gözle bakmaktadır.’[7] sözleriyle bizlere açıklamaktadır.

2. Dünya Savaşı’nın getirdiği uluslararası sistemdeki değişikliklerin başka bir sonucu olarak 24 Ekim 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü kuruldu. Örgütün amacı 1. ve 2. Dünya Savaşları’nın getirdiği küresel çatışma ortamını ortadan kaldırmak, uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak, uluslararasında ekonomik ve kültürel bir işbirliği oluşturmaktı. Örgütün en bilinen organları arasında Genel Kurul, Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreterlik gösterilebilir. Güvenlik Konseyi’nde 5 daimi üyesi(ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) ve 6 geçici üyesi vardır ve bu ülkelerden herhangi birinin veto ettiği karar Genel Kurul’dan geçemez. Atsız, 1945 ve 1946’da yapılan Güvenlik Konseyi seçimlerinde Türkiye’nin sıfır ve bir oy almasını Türkiye’nin Kızılelma ülküsünden yoksun şekilde hareket etmesine bağlamaktadır.[8] Güvenlik Konseyi daimi üyeleri hakkındaki bazı kararlar öylesine akıl dışıdır ki Rusya’yı bir Akdeniz devleti olarak tanıyan Birleşmiş Milletler’e, Atsız şöyle bir eleştiri getirmiştir: ‘Birleşmiş Milletlerde “Rusya’nın bir Akdeniz devleti olduğu” gibi insan mantığını durduran iddiaları, Moskoflar’ın zamirim açığa vurmuştur. Deli Petro’dan beri güdülen aynı siyaset bu sefer açık olarak, uluslararası bir belge halinde ortaya konmuştur: Rusya bir Akdeniz devletidir…’[9]

Atsız, Birleşmiş Milletler’in küreselleşme politikalarını da eleştirmiş, Türkiye’yi bu politikalardan uzak durması için uyararak Birleşmiş Türkler olmadıkça Birleşmiş Milletler idealinin de olmayacağını savunmuştur.[10] Türkiye’nin Birleşmiş Milletler politikasını da eleştirerek: ‘Dış politika konusu olan ve yalnız Dışişleri Bakanlığı’nın yürüteceği Birleşmiş Milletler meselesini millete mal etmek, demir yoluna başını dayayıp uyumaktan farksızdır. Yaşamak isteyen uyanık olur ve yalnız kendi millî çıkarlarını düşünür.’[11] demiştir. Buna örnek olarak da dış politikasını realpolitiğin şekillendirdiği İngiltere’yi, NATO’ya karşı bir dış politika izlemesini vermiştir: ‘Komünizme karşı kurulmuş NATO’nun ortaklarından İngiltere’nin Komünist Çin ve Küba’ya makine, silah, yiyecek ve kamyon satması millî bencilliğin nerelere kadar vardığını göstermektedir.’[12]

Realpolitiği en iyi şekilde uygulayan ülkelerin başında ABD gelmektedir. Bunun sonucu olarak da dış politikası ve dış ilişkileri en değişken ülkelerin de başını çekmektedir. Bu politikada herhangi bir ülkü ve kalıp yoktur. Değişen durum ve sisteme uyum sağlama vardır. Bu da Türkçülüğe ve Atsız’a ters düşmektedir. Bu duruma uygun olarak Atsız, Amerikalılar için: ‘Siyasî ahlâkları sıfırdır. Hem demokrasi havarisi geçinir, bütün milletlerin demokrat olmasını ister, Zenci devletlerinde seçim yaptırmak için yırtınır, faşizm ve komünizme karşı cephe alır, hem de kendi vatandaşları olan, savaşlarda Amerika için kan akıtıp Olimpiyatlarda birincilikler sağlayan zencilere köle muamelesi yapar.’[13] der.

2.Dünya Savaşı’ndan sonra dünya, Soğuk Savaş dönemine girmişti. Daha önceden de bahsettiğimiz gibi iki kutuplu olan dünyada topyekûn bir savaş olmamasına rağmen bölgesel savaşlar olmuştu. Topyekûn bir savaş olmaması iki farklı kutbun başka şekilde birbirleriyle yarışmalarına neden oldu. Bu yarışın en önemli ayağı uzay yarışı ve nükleer enerji yarışıydı. Amerika ve SSCB birbirlerinden önce Ay’a ve uzaya ulaşmaya çalışıyorlardı. Amerika ay’a ulaşan ilk taraf oldu ve bu başarının insanlığa mâl edilmesini yanlış bulan Atsız, bu başarıyı Amerikalıların bir şerefi olarak görüyordu.[14] Atsız, Amerika’nın teknolojide ve bilimde bu kadar gelişmesini haklı bulurken Türkiye’nin bu konuda hiçbir hamle yapmadığını ve önemli olmayan meseleler üzerinde tartıştığını düşünüyordu.[15]

Sonuç olarak Atsız, dış politikada Rus yanlısı siyaseti tarihsel nedenlerle reddeder ve dengeli ve tavizsiz bir NATO yanlılığı ortaya koyar. Bunu milli çıkarların üzerine geçirmeyi reddederek Birleşmiş Milletler’in küreselci politikalarını uygulayan hükümetleri milletimizi köreltecek ve milli ülküden geri bırakacak düşüncesiyle eleştirir. İktisadımızın, kültürümüzün, siyasetimizin ve savunma sanayimizin tamamıyla milli olmamasını kabul edilemez bularak bunların gerçekleşmesine giden süreçte uluslararası toplumdan uzaklaşmak yerine ölçülü bir Batı yanlılığını savunur. Realpolitiğin getirdiği kalıp dış olma ve ülküsüz olma durumunu reddederek pragmatik bir çerçevede  dış politikada Türk Milleti’nin çıkarlarını düşünür. Bunu ‘milliyetçi pragmatizm’ ya da ‘pragmatik milliyetçilik’ olarak adlandırmamız yanlış olmayacaktır. Dış politikada Türk Milleti’nin refahını ve faydasını düşünerek atılacak adımların haklılığını savunur ve destekler. Türk Milleti’nin ileriye gitmesi için kendi yararına olan şeyleri yapmasını ve bu bunu yaparken Kızıl Elma ülküsüne bağlı kalınması gerektiğini defalarca belirtmiştir. Atsız, her konuda olduğu gibi bu konuda da Türkçülükten taviz vermemiş, verilmesini de istememiştir.

[1] Yunanistan Türkleri, Gözlem, 9 Ocak 1969

[2] NATO’ya Hayır! Peki Ya Sonra? , Gözlem, 19 Aralık 1968

[3] A.g.m.

[4] A.g.m.

[5] Altıncı Filo, Gözlem, 6 Mart 1969

[6] A.g.m.

[7] A.g.m.

[8] Kızılelma, Kızılelma, 1947, Sayı: 1

[9] NATO’ya Hayır! Peki Ya Sonra? Gözlem, 19 Aralık 1968

[10] Birleşmiş Milletler İdeali, Ötüken, 15 Mayıs 1964, Sayı: 5

[11] A.g.m.

[12] A.g.m.

[13] Mendebur Amerikalı 5 Ağustos 1975 Ötüken, 1975, Sayı: 8

[14] Amerikalılar Ay’a Giderken, Ötüken, 1969, Sayı: 8(68)

[15] A.g.m.

- Reklam -

Son Haberler