Ana Sayfa Köşe Yazıları Ötüken Toprakları

Ötüken Toprakları

- Reklam -

Sevgili Sabit Haber okuyucuları, yeniden sizler ile buluşmanın verdiği mutluluk içindeyim. Asya Kırı hikâyemin ikinci bölümü olan Ötüken Toprakları ile karşınızdayım. İlk bölümde heyecan doruktaydı. Bakalım ikinci bölümde ne tür sürprizler karşımıza çıkacak?
Sizleri Türk mitolojisindeki belki de ismini bile duymadığınız bir çok mitolojik karakter ile tanıştırmanın mutluluğu içindeyim. Keyifli okumalar.

- Reklam -

Ötüken Toprakları

Ahmet biraz kendini toparlayabilmiş olsa da artık gelen güçlü erkek sesinin geldiği yeri bulmamak için gözlerini Barış’tan çevirmiyordu. Halen kalbi hızla atıyor ve zihni gördüğü ruhun korkunç yüzünü içinde sindirmeye çalışıyordu. Yeniden Barış’ın sesi duyuldu.
– Mergen Tengri evet, biz buraya ait değiliz ama sizi ve tarihimizi tanımak istiyoruz. Biz buraya Tonyukuk ile tanışmaya geldik.
– Hayır! Olmaz. Derhal çağınıza geri dönün.
– Lütfen bizi kovma! Bize Tonyukuk ile tanışma fırsatı ver. Sonra söz veriyorum hemen döneceğiz. Lütfen bizi koru ve yardımcı ol.
– Hayır dedim size! Derhal geri dönün yoksa sizi ben geri göndereceğim. Daha fazla canımı sıkmayın! Size ben yardımcı olamam. Ben katıma geri dönmeliyim. Karanlık ve kötülükle savaşıp bilgeliği ve bilgiyi yaymaya devam etmem lazım. Dünyadaki bütün bilgiler bende zaten ben bilgelik tanrısıyım. Ama sizinle bunu paylaşamam!
– Ahmet birden tüm gücünü toplayarak seslendi; benim bilmem lazım! Tüm Türklere ve dünyaya doğruları anlatmam lazım. Öğrendiğim bilgileri yaymalıyım. Beni hizmetkârın olarak gör.
Uzunca bir süre Mergen tanrıdan sonra yine güçlü bir sesle bağırdı.
– Ötügen Ana! Bu insanlara yol göster. Ben gerekirse sizi koruyacağım.
Birden yeraltından yer altından uğultuya benzeyen bir ses gelmeye başladı. Şimdi yer hafif hafif sallanmaya başlamıştı. Ahmet ve Barış’ın iki metre uzağında toprak yükseldikçe bir kadın süliyeti belirmeye başladı. Kahverengi gözleri, buğday teni, şatafatlı altın takıları ve tüm zarafetiyle kadın gözlerinin önünde yavaş yavaş tamamlanmıştı. Belki de Ahmet ve Barış’ın bugüne kadar hiç duymadığı harika, zarif ve etkileyici bir ses tonu ile kadın konuşmaya başladı.
– Mergen beni niye çağırdın? Bu ölümlülerin burada ne işi var?
– Onlar bizleri tanımak ve Tonyukuk ile tanışıp ondan bilgi almak için gelmişler. Biliyorsun ben bilgimi kimse ile paylaşamam ve katımdan fazla ayrı kalamam. Sen toprak tanrıçası olarak onlara yardım et!
– Böyle bir şey ile ilk defa karşılaşıyorum. Tanrı Ülgen’in buna izni var mı?
– Evet var. Bana o emir verdi! Onları korumamı istedi. Ama bildiğin gibi ben yerimden ayrılamam. Sen onlara yardım et.
– Ötügen Ana ikisini baştan aşağı süzdü sonra Ahmet’e dönüp niye bu adamın kolunu tutuyorsun? Diye sordu.
– Ahmet bocalayarak; o bir medyum. Ben onun kolunu tutmazsam burada olamam ve sizi göremem. Bu nedenle onun kolunu bırakamıyorum.
Kadın elindeki kartal başlı altın asasını Ahmet’e doğru yönlendirdi. Parlak bir ışık çıktı.
– Artık onun kolunu bırakabilirsin! İkinizi de kabul ettim. Ayrıca kıyafetleriniz bu zamana uygun değil.
Asasını yeniden ikisine yönlendirdi. Yeniden bir ışık çıktı. Artık Ahmet’in de Barış’ında üstlerindeki elbiseler birden beyaz kartal ve at figürü işlemeli kaftanlara dönüştü. İkisininde kafalarında artık tüylü şapkalar vardı artık. Ötügen Ana seslendi.
– Hadi gidelim
Devam Edecek…

- Reklam -

Son Haberler