Tanrı Dağı

- Reklam -

Merhaba, öncelikle Sabit Haber’e sizlerle buluşmamı sağladığı için çok teşekkürlerimi iletiyorum. Tüm Sabit Haber okuyucularına güzel bir gün diliyorum. Bu benim ilk yazım ve bunu sizlerle paylaşmak benim için büyük bir onur.
Şimdi sizlere bir soru sormak istiyorum. Mitoloji denince aklınıza ilk gelen olgu nedir? veya kişi kimdir? Zeus mu? Yoksa Horus mu? Yoksa Asgard da yaşayan Odin mi?
Peki, ben size Ak Ana’dan bahsetsem. Tanrıça Umay veya Cezalandırıcı Erlik. Bunlar kim ve hangi mitolojiye ait? Bunlar Türklerin binlerce yıllık Göktanrı inancındaki varlıklar ve tamamen bizim mitolojimiz.

- Reklam -

Bir soru daha sormak istiyorum. Neden tüm dünya halkları ve ülkemizdeki insanlar Zeus’u, Hidra’yı, kartal gözlü Horus’u ve Thor’u biliyorda, Sigun Geyik hakkında hiç birşey bilmiyor? Neden mi? Çünkü biz binlerce yıllık tarihimize ve mitolojimize sahip çıkmıyor hatta bilmiyoruz.

Tüm dünyada özellikle Hollywood yapımı filmler ile yukarıda saydığım mitler temcit pilavı gibi önümüze sunuluyor ve tüm dünya halklarına öğretilerek benimsetiliyor.
Bizler maalesef Türkiye’de 1071 öncesi tarihimizi ne doğru düzgün biliyoruz ne de mitlerimiz ile ilgili bir fikrimiz var. Belki şu anda müslüman olmamız Göktanrı dinine olan ilgimizi azalttı, ama halen günümüzde şaman adetlerini sürdürdüğümüzü bilmiyoruz bile. Sizler için birkaç tane sayacağım. Mesela tahtaya vurmak, ölünün arkasından helva kavurup dağıtmak, ağaçlara çaput bağlamak vs… bunların hepsi Göktanrı inancına ait davranışlar.
Şimdi beraber düşünelim. Mesela Yunan halkı şu anda genel olarak hristiyan ama onlar mitlerine ve tarihlerine büyük bir arzu ile bağlılar ve tüm dünyaya tanıtmış durumdalar.
Mısır halkının çoğunluğu müslüman. Onlar piramitlere girince veya dünyaya tanıtılınca dinlerine bir zarar geliyor mu? Hayır.

Bizlerinde artık bu konuyu sahiplenmemiz ve araştırmamız gerekiyor. Aynı şekilde tüm dünyaya da tarihimizi öğretmemiz ve mitlerimizi tanıtmamızın zamanı geldi de geçiyor bile.
Ben şahsen bunu kendim için bir görev biliyorum. Yayınlayacağım köşe yazıları Göktanrı inancının var olduğu zamanlara ait mitolojik ögeler ile ilgili olacak ve bunları kendi yazdığım kendi hikayelerim ile size tanıtacağım. İlk hikayemin adı Sıgun Geyik ile ilgili olacak. Keyifle okumanızı diliyorum.

—Tanrı Dağı—-

Sabah çadırda uyandım. Bozkır rüzgarı çadırın üstünü bir sağa bir sola savuruyordu. Belliki bugün hava baya sert olacaktı. 2 haftadır Tanrı dağı eteğinde eski Türkler’e yani atalarımıza ait buluntular bulmak için araştırma yapıyoruz. Ancak halen önceden bulunmuş mağaralar ve bilinen buluntular dışında hiçbir şeye rastlayamadık.
Atalarımız binlerce yıl buralarda yaşamış. İllaki başka buluntularda ortaya çıkacak ve biz bulacağız. Bu çok büyük bir zevk.
Arkadaşım Selda diye sesleniyor. Sanırım kahvaltı yapmaya çağırıyor. Gece tulumun içinde bile donmuşum bunun içinden çıkmam baya zor olacak.
– Geldim Mehmet. Ne oldu? Kahvaltı mı hazır?
– Hayır vericimizden bir sinyal geldi ve profesör 5 kişilik grup oluşturup o bölgeye gitmemizi istedi.
– Ya kahvaltı?
– Mehmet Gülerek; hoca yolda atıştırmamızı söyledi.
– Tamam, hemen hazırlanıyorum.

Sinyal kampın 5 km uzağındaki bir vericiden gelmişti. Önceden böyle bir sinyal almamıştık. Bu durum çok ilginçti çünkü o bölgede bir buluntu olsaydı, vericiyi oraya ilk yerleştirdiğimizde gelmeliydi.5 kişilik arkeolog grubu olarak yola çıktık. Rüzgar beremden sızıp kulaklarımın donmasına neden oluyordu. Bu nasıl bir soğuk yaz ayında diye düşündüm. Bunları düşünürlen vericinin olduğu yere vardık. Artık dağılmalı ve elimizdeki cihazlar ile metal içerikli ögeleri araştırmalıydık. Herkes farklı bir yöne dağıldı. Ama hepimiz sadece bir km uzaklaşmalı ve birşey bulamazsak geri dönmeliydik.

 Benim yönüm dağa doğruydu, Tanrı dağına! Bir an için tüylerim ürperdi. Kim bilir kaç tane atam ve şaman buraya basmıştı.     İlerlerken birden takip edildiğim hissine kapıldım. Elimdeki cihazda ötmeye başlamıştı. Sırt çantamdan şok cihazını almak için sol elimi küçük cebe uzattım. Cihaza ulaşamadan içimdeki his o kadar yoğunlaşmıştı ki arkama bakmadan kaçmam gerektiğini düşündüm.

Birden tüm vücudum beynimden gelen kaygılı sinyale uydu ve harekete geçti. Hiç düşünmeden koşmaya başladım. Ama ben koştukça cihaz daha hızlı ötmeye başlamıştı. Bir an için kalbim yerinden çıkıyor zannettim. Refleks olarak arkama bakma ihtiyacı duydum ve başımı döndürdüğüm anda yere kapaklandım.

Dizlerim ve dirseklerim büyük bir acıyla yandılar. Ama arkamı dönmem gerekiyordu. Acıyı umursamadan arkamı döndüm. Gelen altın boynuzlu bir geyikti. Bir an için dona kaldım. Böyle birşey olabilir miydi? Bu gördüğüm gerçekse bu garip şey ile nasıl yüzleşecektim? Geyik iyice yanıma yaklaştı boynuzlarının ucunda yine altından kuş kafalarına benzer bir görünümdeydi. İyice bana yaklaştı artık bir metre uzağımdaydı. Gözünde kendi yasımamı gördüm. Kalbim çılgınca atıyor cihaz ise en yüksek tonda çalıyordu. Sonra kafasını döndürüp Tanrı dağına doğru koşmaya başladı ve birden gözden kayboldu.

Devam edecek…

- Reklam -

Son Haberler