İrem Tong’un kaleminden
Türkiye’de yeniden, çocuk olmanın zorluklarını hatırlatan vahşet ‘Narin Güran cinayeti’
Yaklaşık üç haftadır ülke genelinde Narin’in sağ bulunması ve bu kaybın sonunun da daha önceki katledilen çocuklarla aynı olmaması için dualar ve tepkiler gerek sosyal medya mecralarında gerek geleneksel medya aracılığı ile medyaya yansıdı.
Saatler, günler ve haftalar geçerken Narin’in artık bir cinayete kurban gittiği düşüncesi büyük bir kesim tarafından kabul edildi. Ne yazık ki sekiz yaşındaki bir çocuğun öldürülmüş olması sindirilmemesi gereken bir canilik iken öldürülme şeklinin en az kötü olanı üzerine dualar ve temenniler edilmeye başlanıldı. Rutine dönüşmüş olan birçok ezbere metinlerden oluşan mesajlar birçok tanınmış kişiler tarafından dijital kanallar aracılığıyla kamuya aktarıldı. Herkes çok üzgün ve çok öfkeliydi.
Bu noktada da bir şey sorulması gerekiyorsa; Daha önceki çocuk cinayetlerinde de yeterince kahrolup, kınamalarla birlikte dörtlükler yazılıp adalet beklenmemiş miydi?
Tabii ki verilen her tepki kayıtsızlığa karşın daha faydacıldır. Fakat tepkiler rutinleşip cevabı alınmadan etkisizleşirse, suçlu zihniyet kızgın kalabalıklardan korkmadan suç potansiyelini yaşatmaya devam etmekten çekinmez.
Narin’in yaşadıklarına ilk defa tanık olmadığımız gibi son tanıklığımızın da olmayacağı öngörülüyor. Bu gibi görüşlerin alt metnini okumaya çalışmadığımız takdirde sadece isimler, tarihler ve belki de bölgeler değişecektir.
Narin cinayetinin son olmayacağı düşüncesinin alt metni neden önemli?
Narin’in cansız bedeni dahi bulunmamışken bu tür olayların devamının olacağına dair söylentiler dolaşıyordu. Bu görüşe sahip olan birey fail ve ortaklarının tespit edilmesi durumunda bile caydırıcı ceza almayacağını düşünmektedir. Gerekli cezalar yoksa bu kişileri ne durdurabilir ki. Ve bu olayda da görüldüğü üzere suçluların mağdurla kan bağının olması da önemli. Çocuğun en güvende olması gereken yer evidir. Son yıllarda katledilen çocukların faillerini göz önüne getirdiğimizde de en yakınları çıkmaktadır. Yargıya güvensizlik ve suçluların yakınlık derecesi insanlara umutsuzluk aşılıyor. Türkiye’de Ataerkil düzenin olduğu gerçeği inkâr edilemez. Aynı zamanda kırsal bölgelerin küçük yerleşim alanlarındaki kültürel yapının gerçeklikleri de inkâr edilemez. İnkâr edilemez gerçekler kabul de edilmemelidir. Çoğunluk tarafından sindirilen gayrimeşru her düşünce, her eylem sonucunda dezavantajlı gruplar zarar görmüştür. Tepki göstermenin vicdan yoklamasına dönüştüğü bir toplumda sonuçlar üzerine düşünülemez. Sonuçlar üzerine odaklanmamak pasifleştirilen tepkilerin sonucudur. Toplum, tepki vermeye hazır olduğu kadar süreçte yaşanan gelişmelerin caydırıcılığı kadar da ısrarcı olduğu zaman kızgınlık ve acılarımız rutinleşmekten çıkıp mücadele hareketliliğine dönüşecektir. Mücadelenin olduğu yerde kararlılık vardır ve mücadelenin sürdüğü her davada suçlu zihniyet sindirilir. Fikir ve görüşlerin alt metni önemlidir çünkü kastedilen orada yer alır. Bu tür olayların sonunun gelinmeyeceği düşüncesi de ancak pasif ve mücadeleden uzak kalabalıklardan çıkar. Suçlu zihniyet ve yapıların farkındayız. Peki, bu olaylar yaşanırken dahil olduğumuz öfkeli ve üzgün topluluk faaliyetleri hakkında eleştiri yapabiliyor muyuz?
İyi niyetli, düşünce ve mesajların yalnızca ifade edilmesi yetmez. İyi niyetin yanında güçlü argüman ve kararlı takip olmalıdır. İşte o zaman, katledilen çocukların şiirlerle ve şarkılarla düzenli aralıklarla anıldığı bir toplum olmaktan çıkabiliriz.
İçindekiler







