Atatürk Turancı Mıydı? – Ahmet B. Ercilasun yazdı…

featured

Türk Milliyetçiliğinin önemli isimlerinden, Türk Dili Âlimi Ahmet B. Ercilasun bugünkü köşe yazısında Atatürk’ün Turancı düşüncelerini yazdı… İşte o yazı:

Atatürk‘ün 1933’te söylediği “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur; müttefikimizdir…  Fakat yarın… Parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız…” sözlerini herkes bilir. Ancak, İsmet Bozdağ’ın Atatürk’ün Sofrası kitabında yer alan bu sözler bir hatıraya dayanmaktadır.

Buna karşılık Atatürk‘ün doğrudan doğruya TBMM tutanaklarında geçen sözleri de vardır. Meclisin 01.12.1921 tarihli toplantısında söylediği şu sözler, genellikle Atatürk‘ün Turancılığı reddettiği şeklinde yorumlanır:

Büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Efendiler, büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine celbettik. Biz panislamizm yapmadık, belki ‘yapıyoruz, yapacağız’ dedik. Düşmanlar da; ‘yaptırmamak için bir an evvel öldürelim’ dediler. Panturanizm yapmadık, yaparız, yapıyoruz dedik, yapacağız, dedik ve yine ‘öldürelim’ dediler. Bütün dava bundan ibarettir. Bütün cihana havf (korku) ve telaş veren mefhum bundan ibarettir. Biz böyle yapmadığımız ve yapamadığımız mefhumlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın adedini ve üzerimize olan tazyikatını tezyid etmekten ise (baskılarını artırmaktansa) hadd-i tabiîye, hadd-i meşrua rücu edelim. Haddimizi bilelim.

Ben bu konuşmanın Turancılığı reddetmek anlamına geldiğini düşünmüyorum. Atatürk‘ün söylemek istediği şudur: Turancılık yapalım fakat bunu bütün dünyaya ilan ederek yapmayalım. Yapamayacağımız şeyleri “yapıyoruz” diyerek düşmanların husumetini üzerimize çekmeyelim, ihtiyatlı davranalım.

Bu yorumum, sadece yukarıdaki sözlerin tahlilinden çıkarılan bir yorum değildir. Doğrudan doğruya Atatürk‘ün sözlerine dayanmaktadır. Yine Büyük Millet Meclisinde, aşağı yukarı bir yıl önce, 11 Ekim 1920 tarihli oturumdaki sözlerine. Rusya’ya bir elçilik heyeti gönderilecektir ve oturum gizlidir. Mustafa Kemal söz alır ve heyetle ilgili bilgi verir:

Arkadaşlar, malûm-u âliniz olduğu veçhile Rusya’ya bir sefaret heyeti gönderiyoruz. Bu heyet-i sefaret esasen malum olan ve mazbut olan kadrosu dâhilindedir. Fakat Rusya’da ve Rusya ile temasta namütenahi (sonsuz) İslam kütleleri vardır. Bu İslam kütleleri içinde bizim ifa edebileceğimiz birtakım hususi, mahrem ve fevkalade vezaifimiz (görevlerimiz) vardır. Bittabi bu vezaifin mahiyeti ilân edilerek oraya memur, heyet gönderilemez. Sırf bu vezâif-i mahsûsayı ifa ettirebilmek, takip ettirebilmek, icabında izhar edilebilmek üzere heyet(-i) sefâretin kadrosuna heyet-i ilmiye namiyle bir heyet ilave edilmiştir. Heyet-i ilmiye denildiği zaman, manasından istidlal edildiği (çıkarıldığı) gibi, orada yalnız tedkikat-ı ilmiye (ilmî araştırmalar) yapacak değildir. İfade ettiğim gibi vezâif-i mahsûsa (özel görevler) ifa edecektir.”

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Atatürk Turancı Mıydı? – Ahmet B. Ercilasun yazdı…