İstanbul’un Fulya semtinde, 5 Haziran 2000 tarihinde, 15 yaşındaki lise öğrencisi Çağla Tuğaltay’ın vahşice öldürülmesi, Türkiye’de hala unutulmamış bir travma olarak duruyor. Olay, Çağla’nın okuldan döndüğü sırada evinde meydana geldi. Babası işte, annesi ise doktordayken gerçekleşen cinayette, Çağla’nın boğazı kesilerek öldürüldü. Olay, Türkiye gündemini derinden sarstı ve hala aydınlatılamamış bir cinayet olarak hafızalarda yer etti.
Cinayet sonrası yapılan incelemelerde, mutfakta bulunan 3 parmak izi ve Çağla’nın tırnaklarında bulunan bir DNA örneği, cinayet soruşturmasında kilit rol oynadı. Ancak, yıllar boyunca alınan DNA ve parmak izi örnekleri, katile ait olabilecek hiçbir izle eşleşmedi. 13 yıl sonra elde edilen iki farklı erkeğe ait DNA örneği, soruşturmayı ilerletme umudunu artırsa da, bu örneklerin kime ait olduğu hala belirsizliğini koruyor.
Çağla Tuğaltay cinayeti, Türkiye’de zaman aşımı süresi uzatılan tek cinayet dosyası olarak dikkat çekiyor. Olayın üzerinden geçen yıllar içinde aile, önemli bir ihbar alabilmek için internet sitesi açtı ve birçok televizyon programında cinayet işlendi. Ancak, geçen 24 yıl içinde sürekli olarak yeni gelişmeler yaşanmasına rağmen, hala katilin kim olduğu konusunda bir sonuç elde edilemedi.
Olay yeri inceleme uzmanı Naci Bayburt, cinayetin aydınlatılamamasının sebeplerini değerlendirirken, Türkiye’de bir DNA bankası olmamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirtiyor. Bayburt, mevcut sistemin yetersizliği nedeniyle parmak izlerinin ve DNA örneklerinin eşleşmemiş olabileceğini vurguladı.








