Ana Sayfa Gündem Dr. Rıza Nur İsmet İnönü Hakkında Ne Dedi? - Rıza Nur Kimdir?

Dr. Rıza Nur İsmet İnönü Hakkında Ne Dedi? – Rıza Nur Kimdir?

Dr. Rıza Nur, bugün 96. yıl dönümünü yaşadığımız Lozan Barış Antlaşması’ndaki Türk heyetindeki ikinci adamdır. Peki Rıza Nur İsmet İnönü ile ilgili hatıratlarında ne yazmıştır?

- Reklam -

[irp posts=”12078″ name=”Lozan Barış Antlaşması’nın 96. Yıl Dönümü – Lozan Barış Antlaşması Maddeleri Neler?”]

Rıza Nur Hayat Ve Hatıratım:
“İsmet, zekî denilen insanlardandır, fakat bunun da zekâsı entrikadadır. Müthiş entrikacıdır. Bu hususta Mustafa Kemal’den çok üstündür. Hiç doğru söylemez. İşi hep iğfaldir. Bu adamın gayet bâriz bir hasleti vardır: İçi başka, dışı başka. Ve içini o kadar maharetle saklar ki… Çok içi-dışı başka adamlar gördüm, fakat zamirini bunun kadar maharetle saklayabilen adam aslâ görmedim. Yüzü güler, sanki sevimli, masum bir çocuktur; içi ise o esnada yılan ve ejderhadır. Bu sebeple ona şu adı verdim: «Yüzü kuzu, ruhu kurt bir mahlûk». Gayet dalkavuktur. Mustafa Kemal’e emsalsiz dalkavukluklar, riyakârlıklar yapmıştır. Aynı zamanda emrine emirber gibi hizmet eder, memuruna karşı ise mütehakkim bir mağrur vaziyetindedir. Amirinin bugün üstüne geçince dalkavukluğunu derhal kibr ü azamete çevirir. Alelade herkes için güler yüzlüdür. Bu suretle çok nâzik, kibar, samimi, insaniyetkâr görünmek ister. Herkese sûret-i haktan görünür. Bunlar onun tabiyeleridir. Hakikaten çok kişiyi böyle aldatmıştır. Herhangi gün kimi çok sever görünür ve methederse, herkes hiç tereddüdsüz bilsin ki o gün ona bir felâket hazırlamaktadır. Spor eğlencelerini çok sever. Fuhuş ve içki ile o kadar alâkası yoktur. Bir bariz hasleti de inatçılığıdır. Gayet inattır. Birşeyi bir defa zihnine yerleştirdimi, kimse onu vazgeçirtemez. Eskişehir-Afyon hattında sırf bu kusuru yüzünden orduyu mağlûp etmiştir.”
Rıza Nur Kimdir?

Rıza Nur  30 Ağustos 1879 tarihinde Sinop’ta doğdu. Zor bir çocukluk geçirdi. İlköğrenimini Sinop’ta tamamladıktan sonra İstanbul’a gelerek Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’ne girdi. Sonra Tıbbiye İdadisi’ni (Tıp Lisesi) ve Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi(Askeri Tıp Okulu) tabip yüzbaşı olarak bitirdi. 1901 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde staj yaparken çalışkanlığı ile Alman hocaların ilgisini çekti ve orada asistan oldu. Önce Prof. Dr. Deike Paşa’nın yanında çalıştı, sonra cerrahi kısmına geçti. Prof. Dr. Wietin Paşa‘nın yanında çalışarak operatör oldu. Bu arada fenni sünnet usul ve aletlerini anlatan özgün bir kitap yazdı. Önce padişaha sunulan kitap, daha sonra yayımlandı ve Prof. Wieting tarafından bir kısmı Almanca’ya çevrildi.

II. Meşrutiyet’in ilanı ile açılan Osmanlı Meclisi Mebusan’ının ilk döneminde ve 1. ve 2. Dönem TBMM’de Sinop milletvekilliği yaptı, TBMM tarafından seçilen I. İcra Vekilleri Heyeti içinde Türkiye’nin ilk Maarif Vekili (Eğitim Bakanı) oldu, Moskova Antlaşmasıve Lozan Antlaşması müzakerelerine katıldı.

1903 yılında Rumeli Zibefçe gümrük kapısına bakteriyolog olarak atandı. 1905 yılında Gülhane’ye yardımcı öğretmen, 1907 yılında da Askeri Tıbbiye’ye cerrahi hocası oldu.

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra yapılan seçimlerde Sinop’tan milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. İttihatçılara yönelik ağır muhalefeti sebebiyle profesörlük yaptığı Askeri Tıbbiye’deki görevinden alındı. Daha sonra binbaşı rütbeleri de söküldü. Eleştirilerini keskin bir dille sürdürmesi üzerine üç ay hapis yattı ve Bekirağa Bölüğü’nde idamını beklerken Cemal Paşa’nın emriyle sürgüne gönderildi. 8 yıllık sürgünden sonra ancak Mütareke döneminde İstanbul’a dönebildi. 1920 yılına kadar kaldığı Mısır’da Cemiyet-i Hafiye ve Türkiye’nin Tarik-i Selameti (Türkiye’nin Kurtuluş Yolu) adlı eserlerini kaleme aldı.

TBMM 1. Dönem ve 2. Dönem’de Sinop milletvekili olarak yer aldı. Maarif Vekilliğiyaptı. 1920 yılında Sovyetler Birliği ile dostluk ve yardım antlaşması yapmak üzere Moskova’ya gönderilen heyete delege olarak katıldı. Çiçerin ve Josef Stalin ile görüştü. TBMM hükümeti adına Moskova Antlaşmasını Ali Fuat Paşa ve Yusuf Kemal Tengirşenk ile birlikte imzaladı. Cumhuriyet’in ilanına kadar bütün hükümetlerde Sıhhiye Vekili olarak görev aldı. Sakarya Meydan Muharebesi’ne doktor olarak fiilen katıldı. Lozan Konferansı’na ikinci delege olarak katıldı. 2. dönemde yeniden Sinop milletvekili olarak Meclis’te yer aldı. 14 cilt tutan Türk Tarihi’ni bu sıralarda yazdı. 1926 yılında Sinop’ta bir kütüphane kurarak, gelir kaynakları ile birlikte kamuya vakfetti.

1926 yılında Milletvekili olduğu halde, İzmir suikastine karışanların idam edilmeleri ve bunların kendisi gibi muhalif kimseler olmaları sebebiyle yurdu terk ederek  Fransa’ya gitti ve Paris’e yerleşti. Mehmet Cavit Bey ve diğer suikastçı olduğu iddia edilenlerin, politik karşıtı olduklarından dolayı şahsen sevmemesine rağmen, onların komploda yer almadıklarını, dolaysıyla haksız yere öldürüldüklerini savundu.

Daha sonra Fransa’dan Mısır’a geçti. İskenderiye’de bu kez 12 yıl süren bir gurbet dönemi yaşadı. Bu arada Türkbilik Revüsü adlı yıllık bir Türkoloji dergisini yayınladı. Leiden’de toplanan Şarkiyatçılar Kongresi’nde Reşit Saffet’le birlikte Türkiye’yi temsil etti. Öğrenciliğinden beri hayranı olduğu Namık Kemal üzerine 720 sayfalık bir inceleme yazdı. 1934 yılında Soyadı Kanunu’nun çıkmasından sonra “Nur” soyadını aldı.

1938 yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat etmesinden sonra Türkiye’ye döndü. Vefat edene kadar İstanbul, Taksim’de kiraladığı 3 odalı bir apartman dairesinde yaşadı. Burası aynı zamanda Tanrıdağ dergisinin de idarehanesi oldu. 8 Eylül 1942 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

Hayat ve Hatıratım olarak bilinen 4 ciltlik kitabın ilk iki cildinde kendi hayatını ve hatıralarını, ikincisinde İnönü ile ilgili anılarını son cildinde ise Atatürk ile ilgili anılarını anlattı. Bu kitabında her ikisine de ağır ithamlar mevcuttur. Anılarında İnönü’nün Kürt, Abdülhalik Renda’nın Arnavut, Rauf Orbay’ın ise Kafkasya kökenli olduğunu iddia etti. Atatürk’ün ise I. Dünya Savaşı’nda hızla yükseldiği Çanakkale Cephesi’nden beri Almanlarla iş birliği yaptığını öne sürdü.

Anılarını 1935 yılında, British Museum’a, 1960 yılına kadar yayımlanmamak kaydıyla gönderdi. Altındağ Yayınları tarafından mikrofilm olarak getirilen Hayat ve Hatıratım’ınilk iki cildi, 1967 tarihinde tek cilt olarak ve sansürlü bir şekilde yayınlanmış olmasına rağmen 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu kapsamında toplatıldı Bunu üzerine, yayınevi son iki cildi aynı yıl içinde ayrı ayrı ciltler halinde sansürsüz bir şekilde yayınlandı ancak bu ciltler de toplatıldı. Yıllar sonra ilk üç cilt sansürlü bir şekilde tekrar piyasaya sürüldü. Kitabın orijinali ve sansürsüz baskısı Türkiye Cumhuriyeti’ndeyasaklandı.

Son Haberler

- Reklam -