Emekli Gazi Emniyet Müdürü ve Avukat Fatih Eryılmaz, 2 Ekim 1992’de yaşanan Muavenet faciasını olayın 32. yıl dönümünde yazıyla ele aldı.
Muavenetin Vurulmasıyla Açılan Cehennemin Kapısı

2 Ekim 1992’de, ABD’ nin USS Saratoga (CV-60) uçak gemisinden atılan iki adet Sea Sparrow füzesiyle Muavenet gemimiz vurulmuştur.
Bu olayda gemi komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör, Uçaksavar Yardımcı Subayı Teğmen Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuşu Mustafa Kılıç ve Er Recep Atak hayatını kaybetti, yirmi iki askerimiz yaralandı.
ABD olayın kaza olduğunu açıkladı. Ancak ‘Sea Sparrow’ füzelerinin ateşlenebilmesi için altı ayrı kararın onayı ve bu işlemlerin ayrı ayrı odalarda bulunan personel tarafından yapılması gerektiği, bu sebeplerle füzelerin yanlışlıkla peş peşe ateşlenemeyeceğinin kesin olduğundan bilerek vurdukları açıktı.
Muavenet saldırısı ABD’ nin Türkiye, Türk ordusu ve bölge ile ilgili soğuk savaş sonrası yeni ABD politikasınında başlangıcıydı.
Ne siyasi irade, ne de adını çokça duyduğumuz ama kendini hiç göremediğimiz askeri kurmay akıl bu mesajları okuyamadı. Bu cahillik ve teslimiyetin eseri olarak ta hiçbir tedbir geliştirilemedi.
Yıllardır 5000 yıllık devlet aklı, kurmay zeka, derin akıl v.b ifadeleri kullananları görünce acı acı gülüyorum.
Şairin dediği gibi “ ben yaşarken oldu her şey” Gözümüzün önünde, gözlerimizin önünde, hepsi oradaydı. Kimse Türk devletinin ve milletinin bekası için kılını kıpırdatmadı.
Herkesin şahsi hesabı vardı. Bedelleri peşin ödenenler, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edenler, çocuklarını kolejde okutmaktan ve Bodrumda aldığı yazlığın taksitini ödemekten başka bir kaygısı olmayanlar, aman şimdi başımıza iş almayalım diyen sivil ve askeri erkan vardı.
Daha sonra Türkiye içinde siyaseti de orduyu da kendilerine göre biçimlendirmek için yüzlerce operasyon yaptılar.
Neyse yazarken bunaldım. Yazılacak çok argüman varda, önceden görmek, yazmak bu ülkede bir eyleme dönüşmüyor. Görenler ateş közleri elinde gezip deliriyor.
Bu olaylar olurkende yazdık, uyardık, feryat ettik kimseler duymadı, dinlemedi.
Artık yazmaktan sıkılıyorum. Yazıyoruz da ne faydası var. Kim okuyor, kim dinliyor diye.
Şairin şehitle vedalaşırken söylediği,
“İşte namazındayım, işte veda bayramı
Sundular bu mercan sükutta sonsuz meramı
Gayrı rahatta buldum canıma ilk haramı
Yalnız senin rütbene hasret sarar yaramı
Kalmayacak gümüş hilal okçusundan mahrum
Irz diye devraldık yayına kurban olduğum
Şehidim, ruhum, melekler katında alptuğum”
mısraları okuyarak, Sözde müttefikimiz ABD’ nin Muavenet saldırısında şehit olan askerlerimize rahmet, yaralanan gazilerimize huzurlu ve sağlıklı nir ömür diliyorum.
Olan onlara ve ailelerine oldu. Sonra olan Türk devletine ve milletine oldu.







