TARİHİ ÇAĞRIMIZDIR…
Son zamanlarda gün geçmiyor ki hepimizi şoke eden bir gelişme yaşanmasın. Kadın cinayetleri, bebek cinayetleri derken dün Sayın Bahçeli’nin yaptığı açıklama ile gündemimiz yine bambaşka bir yere savruldu. Bahçeli, meydanlarda asılmadığından şikayet ettiği, bu milletin başına gelen en büyük belalardan, terörist başı Öcalan’ın hapisten çıkarılmasını ve Meclis’e gelerek terörün bittiğini ilan etmesini istedi. Bahçeli’nin açıklamasının hemen ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel de yükselterek Kürtlere devlet vermekten bahsetti, daha sonra Cumhurbaşkanı da bu açıklamalara destekçi olduğunu açıkladı. Aslında bir süredir yapılan açıklamalar bir şeylerin pişirildiğine işaret ediyordu. Kapalı kapılar ardında hangi pazarlıkların ve senaryoların döndüğünü bilmiyoruz. Devletin yüksek menfaatleri gerektirdiğinde kapalı kapılar ardında bazı işlerin yapılması bir zorunluluk olarak düşünülebilir. Millet adına konuşan, bunun gereklerini toplum adına, eğer olmazsa Meclis’te kapalı oturum düzenler milletin vekillerine anlatır. Ancak, hangi gerekçe ile olursa olsun bu milleti ve devleti acziyet içinde gösteren terörist başının Meclis’te terörü bitireceğini açıklamaya davet edilmesi kabul edilemez. Bu nasıl bir geri adım, nasıl bir taklardır? PKK terörüne babalarını kurban vermiş evlatlara, evlatlarını kurban vermiş analara, babalara bunu nasıl anlatacaksınız? Şehitlerimiz Aybüke Öğretmene, Nedim Öğretmene, Muhammet Fatih Kaymakama nasıl anlatacaksınız! Terörle mücadelede uzun yıllarını kaybeden, hayatları paramparça olan gazilerimize nasıl anlatacaksınız! Terörün başı ezilmişken, Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı terörü bırakmadıklarını söylerken, PKK terörü bitme noktasındayken, bu suyun hangi akla hizmet verme gereği duyarsınız! Buradaki oyunların ne kurduğunu, terörist başının buraya gelmesiyle, bu vatan topraklarında yürütülen pazarlıkları bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var; kim bu Cumhuriyet, Anayasanın değişmez maddelerine, toprak bütünlüğüne kast ediyorsa; bu vatanı sahipsiz sanmasın, buradayız ve sonuna kadar direneceğiz.
ATATÜRK diyor ki: “Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir. Yakın yıllarda milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin önemli sonuçlarını kavramıştır. Memleketin ve devrimin, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.”
Atatürk’ün bu sözlerini emir kabul eden memleketteki bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetleri bir araya gelmeye davet ediyorum.
Hem millî, hem akıllı olunabilir. Hem yerli, hem medeni olunabilir. Hem güçlü, hem namuslu olunabilir. Türkiye’nin ihtiyacı olan yerli, millî, akıllı, medeni, güçlü ve namuslu bir iktidarın inşası mümkündür.
Bunun için gerekli olan tek şey; bu asgari müştereklerde birleşebilen siyasi aktörlerin nazlanmadan ve oyalanmadan bir araya gelmesidir. Bu birliktelik; küçük hesaplar, marjinal siyasi talepler, klikler, mikro milliyetçilik, hemşehricilik, adamcılık vs. asla olmamalıdır. Bir parti tabelasının altında toplanmaktan değil birlikte harekete geçmekten bahsediyorum. Hiyerarşik bir organizasyondan değil yan yana durmaktan bahsediyorum. İktidar açığından önüne konulan her şeyi yemek istemeyen onurluların kıyamından bahsediyorum. Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa edecek olanların evvela kendilerini demokrasiyi inandırmaları, hukuku ayağa kaldırma iddiasında olanların evvela kendilerinin hukuka inanması, yolsuzluğu önleme iddiasında olanların kendi içlerinde bunu önceleyecek mekanizmaları kurmaları gerekir.
Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün işletildiği, şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin olduğu, Cumhuriyetimizin temel değerlerinin korunduğu her oluşuma kayıtsız şartsız destek vereceğimin bilinmesini isterim.
Çağrım yukarıda saydıklarıma itirazı olmayan samimi bütün siyasi aktörleredir. Bu birlikteliği başaramazsak korkarım yağmurdan kaçarken doluya yakalanacağız. Bu birlikteliği sağlayamazsak korkarım Türkler Türkiyeli, Türk milleti yerel halk olacak. Bu birlikteliği sağlayamazsak Türkiye Cumhuriyeti, Anadolu Birleşik Devletlerine dönüşecek. Bu birlikteliği sağlamazsak bir daha asla sağlayamayacağız.
Tarihin dönüm noktalarından birindeyiz, at izi ile it izi karışıyor ve su bulandıkça bulanıyor. Doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırt etmek güçleşiyor. Ekonomik olarak bunalan Türk Milletinin karşısına her türlü ekonomik manipülasyon olarak paraları saçma, evlere ve binalara buradan milli, akıllı, medeni ve namuslu olan cepheyi tahkim etmektir. Atı alan Üsküdar’ı geçse de Çanakkale’yi geçememelidir.
Buna her kim ‘ben varım’ diyorsa hiçbir koşul öne sürmeden, hiçbir makam ve mevki talebinde bulunmadan beraber yürümeye ben varım.
“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Selam olsun İbrahim’in ateşine su taşıyan karıncalara!