Muharrem kararnamesi, Osmanlı Devletinin ödeyemediği iç ve dış borçlarını düzenlemek amacıyla, alacaklıların talepleri doğrultusunda II. Abdülhamid döneminde, 15 Ekim 1881 (28 Muharrem 1299) tarihinde açıklanan mali kararlardır. Bu kararlar mevcut vergi gelirlerinin bir kısmının Düyûn-ı Umûmiye olarak da bilinen Borçlar İdaresine bağlanması ve İngiltere, Fransa gibi devletlerin Borçlar İdaresi sayesinde Osmanlı maliyesine yaptığı ilk büyük müdahaledir.
Osmanlı Devleti 1854 Kırım Savaşı’ndan sonra ilk kez borçlanmaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren 20 yıl boyunca çeşitli aralıklarla iç ve dış piyasalardan borçlanılmıştır. Ancak bu kaynaklar verimli değerlendirilemediğinden dolayı borçların vadesi gelince ödeme sıkıntısı çekilmiş, zamanla anapara ve faizler ödenemez hale gelmiştir. En nihayetinde 1874-1875 yıllarında bütçe dengesi tamamen bozulmuş, gelirler borç faizlerini bile karşılayamaz olmuştur. Bunun neticesinde 30 Ekim 1875 tarihinde “Ramazan Kararnamesi(Ramazan Kanunnamesi) ile maliyenin iflası ve borçların ödenmesi ile ilgili bir plan ilan edilmiştir. Nisan 1876 tarihinden sonra ise borç geri ödemeleri tamamen durdurulmuştur.
1876-1881 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin borçların ödenmesiyle ilgili mali sistemi düzenleyici çalışma yapamaması sonrasında, alacaklı devletlerin ve bankerlerin yoğun baskı ve lobileri neticesinde çeşitli müzakereler yapılmış ve alacaklıların anaparadan önemli ölçüde indirim yapmaları konusunda uzlaşılmasının ardından, 20 Aralık 1881 (28 Muharrem 1299) tarihinde açıklanan Muharrem Nizamnamesi(Kararnamesi) ile borçların ödenmesi için devletin iktisadi faaliyetlerinin yönetimi yabancıların kontrolüne verilmiştir. Bundan sonra Avrupalı devletler Tuz, İpek, Tütün, Alkollü içecek ve balık sektörlerinden gelecek olan vergilere el koymuştur. Bununla beraber Avrupa sermayesinin etkinliği artmıştır.[1]
Kararnameye göre borçların ödenmesi için devletin tüm iktisadi faaliyetlerini yabancılar adına kontrol etmek amacıyla Duyun-u Umumiye (Borçlar İdaresi) kurulmuştur. Bu kararname neticesinde devlet ekonomik olarak bağımsızlığını kaybetmiştir.
1854 Kırım savaşına hazırlanır iken Padişah Abdülmecid Ülemadan fetva ister. Ters fetva veren Tillo medrese şeyhi Şeyh Hüseyin Alvani’yi medrese kapısında idam eder.
Tabi ki idam eder iken geçerli şartlar padişahtan yanadır. İstanbul payitah’ta kendisini ağırlamak istediğini söyleyen padişaha verilen cevap küstahçadır. Sultan’ın ayağına gidilmez diyen Şeyhin gözden kaçırdığı husus İslâm halifesi olarak davete icabet etmemek büyük suçtur. Bu hatayı canıyla ödeyen Şeyhin Ailesi Ortadoğu’da şuan söz sahibi maalesef… (2)
REJİ İDARESİ VE TEŞKİLATLANMASI
“Bir ülkenin siyasi, mali ve ziraî tarihinde, bu denli tartışma yaratmış başka bir tarım ürünü olduğunu sanmıyorum.
Bu, tütünün Reji İdaresince yönetilmiş olması dolayısıyla onun uygulamalarından ileri gelmektedir. Bu nedenle idarenin kuruluşu ile faaliyetlerine kısaca değineceğim.
Galata bankerlerinden Leonidas Baltacı 1881 yılında hükümet muracaat ederek, İtalya’da olduğu gibi Reji usulünü tesis etme önerisinde bulundu. 50 yıllık imtiyaz karşılığında, yılda 800 bin lira verebileceğini, elde edeceği gelire hükümeti ortak edebileceğini, ambar ve fabrika kuracağını, ekiciye faizsiz kredi verebileceğini bildirdi. Hükümet öneriyi kabul etti. Fakat, Duyûn-ı Umûmiye İdaresine yapılan başvuru kabul edilmedi; 1883 yılının Mayıs ayında çıkarılan Ferman-ı Ali ile Reji imtiyazı 30 yıl süreyle M. Devey’e verildi. Ülkeye 242 milyon kuruş sermaye getiren şirket 1884 yılının Nisan ayında faaliyete başladı. Şirket, her türlü tütün, sigara, enfiye ve yerli tömbeki imal ve satışı ile; ithalat ve ihracata ilişkin tüm rüsumu alma hukuk ve salahiyetini haizdi.
Tam adı Memalik-i Şahane Duhanları Müşterekü’l Menfaa Reji İdaresi olan şirketin şartnamesi ile esas nizamnamesi yayınlandı. Böylece 1925 yılı Mart ayı başında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından işletilmeye başlanana değin, tütün tekeli Reji İdaresince yönetilmiştir. Devlet, Reji yoluyla üst yönetim kadrosu ve bilgi kiralamış olmaktaydı.”(3)
REJİ KOLCULARI
“Rejinin özellikle ilk yıllarında, ekiciler, hükümetin Rejiye olan soğuk tutumundan da cesaret alarak, belki de çıkarları bozulan kasaba eşrafının kışkırtmasıyla şikâyetlere başlamıştır. Rejinin düşük fiyat verdiğini, tütün miktarının hatalı bir sistemle belirlendiğini, zimmet noksanı tütünlerin bedelinin ödetilmek istendiğini, Rejinin depo vermediğini ileri sürmüşlerdir. Yine ilginçtir ki, bu şikâyetleri dile getiren Samsun tütün ekicileri, bir hafta süreyle her gün sırayla, Samsun’a gelerek protestolarını sürdürmüşler; Reji binasını taşlamışlar, görevlilere saldırmışlardır. Ekicilerin çoğu adalar kökenli Rumlardan oluşuyordu.
1894 yılnda benzeri olaylar Trabzon’da yaşandı. Şikayetlerin artmas üzerine, hükümetçe yapılan incelemelerde,
1. Kaçakçılıkla mücadele sırasında kolculardan ve halktan 20 bin den fazla kişinin öldüğünün söylendiği,
2. Ekicilerin, layık olan fiyatın verilmediğinden ve ekim alanlarnın sınırlı tutulmasından yakındığı, belirtilmiştir.
Reji direktörü Louis Ramber ise tütün ekim sahasının arttığını, tütün yetiştirenlerin kaçakçılık yaptığını belirtirken, Duyûn-u Ummiye İdare Meclisi reisi de, hükümetin Rejiden memnun olmadığını bunu bilen halkın kaçakçılığa başvurduğunu, Rejiden sonra tütün ekiminde fiyatında ve ihracatında artışlar olduğunu, tütün kaçakçılığının önlenmesi için devletin ciddi önlem alması gerektiğini söylemiştir.
Yapılan değerlendirmede herhangi bir çözüm üretilememiş, tütün kaçakçılığından sürekli yakınan ve gelirleri azalttığını ileri süren Rejinin talepleri, hükümetçe görmezden gelinmiştir. Halk, tarımın kayıt altına alınmasına bir tepki olarak, uzun yıllardan beri zaten yapmakta olduğu kaçakçılığa devam etmiştir. Bunun önlenmesi için kurulan kolcu teşkilatı ile ekiciler arasında çıkan silahlı çatışmalarda, her iki taraf tan çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir. “(3/2)
Muharrem Kararnamesi ve Reji Teşkilatı kuruluş aşamasını yazdık. Diğer bölümleri ile Yazımız devam edecek.
Herkese esenlikler dilerim.
Kaynakça;
(1) “Düyûn-u Umumiye”. Atatürk Ansiklopedisi.
(2) Arabistan’dan gelen mektupların çevirisi ilhan Erdem
(3) Tütün Kitabı-Prof Emine Gürsoy Naskali sayfa 26-28







