Özlemek, bir bahçede yorgun ruhunu dinlendirmektir. Özlemek, çeşmeden kana kana, hayat veren o ilk sudan içmek… Özlemek, en değerliyi incitmemenin, koruyup kollamanın ta kendisidir.
Özlemek, bir gözün içine tüm benliğinle, en berrak haliyle, perdesiz bakmaktır. Özlemek, tüm ayrışmaları, tüm kırgınlıkları kapatıp, tek bir noktada buluşmaktır. Özlemek, dilediğin kötülüğü sadece kendi kalbinden değil, tüm evrenden yok etme kudretidir. Özlemek, zamanın yörüngesini kırmaktır.
Günler, aylar, yıllar, şehirler, ülkeler, göller, nehirler, denizler gelip geçer ve biter; bir sen kalır zannedersin. Bir sen, ölümün soğukluğunu aklına bile getirmezsin. Bu dünya ve içindeki tüm ruhlar bir senindir. Bir sen var oldun, var olacaksın, sanırsın… Oysa her şeyi geçtim; özlemek, biz nefes aldıkça, biz var oldukça benliğimizde var olacak o kaçınılmaz mirasımızdır.
Yatsı Namazına doğru, sokağın tüm yorgunluğunu ve enerjisini bırakarak eve dönmek ve o tiksintiyle ödevlerinin başına oturmak… Televizyondan gelen seslere kulak kabartmak ve bazen hayallere dalmak… İşte hayatın tüm küçük, insani çelişkileri bunlar.
Ölen birini hayalinde canlı tutmak, ara sıra onunla nefes almak… En korkuncu da yaşayan birini, özlemden çatladığın halde, kafanın içerisindeki o idealize edilmiş kafeste öldürmek zorunda kalmak. Çünkü gerçek, özlemi kirletiyordur.
Özlemek sabır gerektirir, derdi filozof. Bekleyişin olgunluğunu.
Özlemek, bir bağımlılık hareketidir, dedi şair. Kurtulamayacağın o en tatlı zehri.
Özlemek, dedi benliğim, yaşamın bir diğer adıdır. Hiçbir zaman tam olamayışın kabulü.
Bir gün, bir daha sabaha uyanmadığımız bir yarın olacak. Nefesin yavaş yavaş tükenirken, öyle tahmin ediyorum ki, özlem duyarak tüketeceğim o son nefesi. Nefes almaya özlem… Yaşamaya özlem… O son anın dahi bir gün özleneceğine dair duyulan o tuhaf, kadim arzunun özlemi…
Unutma dostum. Düpedüz başarı ve para değildir bu hayatın en büyük mevzusu. Maddi olan her şey bir gölge misali silinip gidecek. Mevzu; özlemektir. Mevzu; kalbinin bir yerde, birinde, bir anda asılı kalışıdır.







