Maalesef açılım türküleri yüksek sesle söylenirken bu vatanın evlatları bir kesim ve o kesimin siyasi koltuk değnekleri tarafından itibar suikastına maruz bırakılıyor. Bu topraklarda o kadar aciz bir siyaset üretiliyor ki geçmişin kötülerine bile rahmet okutacak cinsten…
Son yazımda Türk milleti için ordu millet kavramının önemine ve gerçekliğine vurgu yapmıştım. Bu gerçekliği destekler iki örnek geçtiğimiz gün haberleri takip ederken karşıma çıktı.
Birincisi şuan sözde disiplinsizlik ile soruşturulan teğmenlerin tabur komutanı binbaşının mevcut görevinden el çektirilerek yıllardır atama yapılmayan bir kadroya sürgünvari ataması sonrasında yaptığı değerlendirme de şunları ifade ediyordu: ‘‘ An itibarıyla …’ya görevlendirildim. Sebep olarak teğmenler ile ilgili bir durum olduğunu değerlendiriyor ve biliyorum. Komutanlık makamı tarafından teğmenlere sahip çıktığım onları tebrik ettiğim yönünde değerlendirme oldu. Şunun bilinmesini isterim ki… Buradan haykırıyorum. Ben teğmenlerden önce de Mustafa Kemal, onun silah arkadaşları ve tüm milli mücadele şehitlerinin askeri idim. Şimdi de Mustafa Kemal, onun silah arkadaşları ve tüm milli mücadele şehitlerinin askeriyim. Bu vatanı kuran bize emanet bırakanların izinde olmanın bunlara sebep olacağını bilmiyordum. Bilse idim yine yapardım. Çizgimden bir an olsun sapmayacağım’’ Söz konusu binbaşı ile tahmin ediyorum ki aynı veya yakın yaşlardayız. Sen gerçek bir Türk askerisin Binbaşım! Sağ ol Varol! Omurgalı oluşunun diyetini sana ödetmek elbet isteyeceklerdir. 100 yıl önce Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının başlarına gelenleri düşün. Onlar o şartlarda pes etmemişken bizim şikâyet etme lüksümüz bile yok. Mücadele edeceğiz!
İkincisi Antalya Cumhuriyet Savcısı Mehmet Çağlayan sosyal medya hesabından şu yazıyı kaleme almış; TÜM ASKERLER ATATÜRK’ÜN ASKERİDİR! Başlığını atmış yazısına, sonra devam etmiş. ‘’Yemin töreninde bunu haykıran teğmenlerimiz ne kanuna aykırı davranmış ne de disiplinsizlik yapmışlardır. Uyarma cezasının dahi kabulü mümkün değildir. Ceza verilmesi için baskı uygulanan kurul üyeleri varsa, bunu paylaşarak istifa etmelidir.’’ Sözleriyle yazısını sonlandırmış. Söz konusu yazı bizim gibi insanlar için çok doğru tespitler içeren bir yazı olsa da birilerini rahatsız etmiş olacak ki hakimler ve savcılar kurulu tarafından hakkında soruşturma açılıp açığa alınmış. Alınan bu trajikomik karar sonrası Türkiye Cumhuriyeti Savcısı Mehmet Çağlayan; ‘‘Bu vatanı kuranların izinde olmanın bunlara sebep olacağını bilmiyordum. Bilseydim yine yapardım’’ diyerek rüştünü tüm Türk milletine ispat etmiş. Sayın savcım, değerli büyüğüm Atsız’ın Ruh adam adlı eserinde ifade ettiği üzere; Askerlik rütbe ve elbise değil, ruhtur.’’ Sahip olduğunuz bu ruhtan ötürü sizin ile gurur duyuyoruz.
Şahsi öngörüm fakat asla gerçekleşmesini istemediğim neticeye göre söz konusu teğmenlerimiz büyük olasılıkla hukuksuz bir şekilde ihraç edilecekler. Çünkü Cumhurbaşkanı düşüncesini açıkça ifade etti. Bu çok açık bir yönlendirmeydi. Koltuk değneği olan siyasi makam da kendi kuruluş çizgisine bir kez daha ihanet ederek destek çıktı. Tüm bunları değerlendirdiğimizde sonuç pek iyi olacak gibi görünmüyor…







