Son günlerde Türk ve Türkiye kamuoyunu meşgul eden çarpıcı gelişme, Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) büyükelçilik açtığı iddialarıyla doruk noktasına ulaştı. Sosyal medyada dolaşan başlıklara bakılırsa Türk dünyası bir gecede yön değiştirdi, hatta KKTC’yi “12 milyar dolara sattı”. Kimi yorumculara göre ise bu bir tanıma adımıydı. Hatta bazı haberlerde Kırgızistan’ın da GKRY ile benzer bir süreç yürüttüğü yazıldı. Peki gerçekten ne oldu?
Bazı medya kuruluşları bu gelişmeleri, “Türk devletlerinin Güney Kıbrıs’ı tanıması” olarak servis etti. “Kardeşlik çöktü mü?”, “Parayı görünce saf mı değişti?” gibi başlıklar, özellikle sosyal medyada kamuoyunu yanlış bilgilendiren bir hava oluşturdu. Hatta bazı yorumlar, Kazakistan’ın GKRY ile ilişkilerini geliştirmesinin arkasında “Avrupa Birliği fonlarından 12 milyar dolarlık yatırım alma planı” olduğunu bile iddia etti.
Buna rağmen, özellikle bazı medya çevrelerinin olayı dramatize eden dili, Türk dünyasının birliğini sorgulatan bir atmosfer oluşturdu. Oysa gerçek, sansasyonel başlıkların ötesinde; devletlerin uluslararası ilişkilerde çok boyutlu adımlar attığı bir denge oyununu yansıtıyor.
Güney Kıbrıs ve Kazakistan
Kazakistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkiler 2 Nisan 1992’de kurulmuştur. Kazakistan’ın Kıbrıs’a akredite Büyükelçisi Satıbaldı Burşakov, Tel Aviv’de ikamet etmektedir. Kıbrıs’ın Kazakistan’a akredite Büyükelçisi ise Ocak 2022’den itibaren Moskova’da ikamet eden Kypros Giorgallis’tir.
İki ülke liderleri ve dışişleri bakanları çeşitli uluslararası platformlarda bir araya gelmiştir. Örneğin, Kazakistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 2011’de New York’taki BM Genel Kurulu sırasında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Demetris Christofias ile ve 2018’de Brüksel’deki ASEM Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades ile görüşmüştür. Kıbrıs Dışişleri Bakanı Markos Kyprianou, 2010’da Almatı’daki gayriresmî AGİT Zirvesi’ne ve Astana’daki AGİT Zirvesi’ne katılmıştır. Ayrıca, 2012 ve 2019’da Kıbrıs dışişleri bakanları Kazakistan’a resmî ziyaretlerde bulunmuşlardır.
2009’da Astana’da düzenlenen Asya Siyasi Partiler Genel Kurulu’nun 5. Uluslararası Konferansı’na Kıbrıslı milletvekilleri katılmıştır. 2019’da Kıbrıs Temsilciler Meclisi Başkanı Demetris Syllouris, Avrasya Ülkeleri Parlamento Başkanları 4. Toplantısı için Kazakistan’ı ziyaret etmiştir. Kazakistan Parlamentosu’nda “Kazakistan-Kıbrıs” Parlamentolar Arası İşbirliği Grubu kurulmuştur.
2023 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1,6 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir. 2005-2023 yılları arasında Kıbrıs’ın Kazakistan’a doğrudan yatırımları 4 milyar ABD dolarını aşmıştır. 2023’ün ilk dokuz ayında Kıbrıs’tan Kazakistan’a doğrudan yabancı yatırım girişi 268,4 milyon ABD dolarıdır. Ayrıca, Kazakistan’da Kıbrıs sermayeli 292 şirket kayıtlıdır.
İki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına dair protokol (1992), diplomatik ve hizmet pasaportu sahipleri için vize muafiyeti anlaşması (2010), çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması (2019) ve suçluların iadesi anlaşması (2022) gibi çeşitli ikili anlaşmalar imzalanmıştır.
Mart 2024’te Kıbrıs Dışişleri Bakanı Constantinos Kombos, Astana’yı ziyaret etmiş ve Kazakistan Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu ile bir araya gelmiştir. Görüşmelerde ekonomik işbirliği, doğrudan uçuşların başlatılması ve Kıbrıs sorunu gibi konular ele alınmıştır. Ayrıca, Eylül 2023’te Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Roman Vassilenko, Kıbrıs’ı ziyaret ederek üst düzey yetkililerle görüşmeler yapmış ve Lefkoşa’da Kazakistan’ın Fahri Konsolosluk Ofisi’nin açılışını gerçekleştirmiştir.
Kazakistan, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ilk kez büyükelçi atamış ve Büyükelçi Nikolay Zhumakanov, Şubat 2025’te güven mektubunu Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides’e sunmuştur. Bu adım, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi yönünde önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyeti de 2024 yılında Astana’da büyükelçilik açma planlarını duyurmuştur.
Mart 2024’te Kıbrıs Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, Kazakistan’ı ziyaret ederek mevkidaşı Murat Nurtleu ile görüşmelerde bulunmuştur. Bu görüşmelerde, siyasi, ticari ve ekonomik işbirliklerinin yanı sıra ulaştırma, lojistik ve turizm gibi alanlarda da işbirliği yapılması konusunda mutabakata varılmıştır. Özellikle iki ülke arasında doğrudan uçuşların başlatılması için çalışmaların yapılacağı belirtilmiştir.
2023 yılının ilk dokuz ayında, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 7,8 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Kazakistan’ın Kıbrıs’a ihracatı 5,2 milyon dolar, Kıbrıs’ın Kazakistan’a ithalatı ise 2,6 milyon dolar seviyesinde olmuştur. Bu rakamlar, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmekte olduğunu göstermektedir.
Kazakistan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü uluslararası alanda tanınan sınırlar içinde desteklediğini belirtmiştir. Her iki ülke de uluslararası platformlarda, özellikle Birleşmiş Milletler ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlarda, barış ve istikrarın sağlanması yönünde ortak değerlere dayalı işbirliği yapmaktadır.
Sonuç olarak, Kazakistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkiler, karşılıklı büyükelçilik açılışları, üst düzey ziyaretler ve ekonomik işbirlikleri ile hızla gelişmektedir. Her iki ülke de çeşitli alanlarda işbirliklerini derinleştirerek, bölgesel ve uluslararası platformlarda ortak hareket etme yönünde adımlar atmaktadır.
Basında, iki ülke arasındaki ticaret hacminin son yıllarda artış gösterdiği ve Kazakistan’da Kıbrıs sermayeli şirketlerin sayısının yükseldiği belirtildi. Kıbrıs Rum basını, bu ekonomik iş birliğinin daha da geliştirilmesi için doğrudan uçuşların başlatılması ve turizm alanında ortak projelerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Kıbrıs Rum basını, Kazakistan’ın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik Birleşmiş Milletler kararlarına bağlılığını ve uluslararası hukuka saygısını takdirle karşıladı. Ayrıca, her iki ülkenin de uluslararası platformlarda barış ve istikrarın sağlanması için ortak değerler temelinde iş birliği yapma kararlılığına dikkat çekildi.
Güney Kıbrıs ve Özbekistan
Özbekistan, diplomatik tarihinde bir ilke imza atarak, 20 Aralık 2024 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ilk kez bir büyükelçi atamıştır. Roma’da ikamet eden Özbekistan’ın İtalya Büyükelçisi Abat Fayzullayev, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulidis’e güven mektubunu sunarak, Kıbrıs’a akredite edilen ilk Özbekistan Büyükelçisi olmuştur.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Christodoulidis, törende diplomatları sıcak bir şekilde karşılamış ve onların görevlerinde başarılar dileyerek, ikili ve çok taraflı ilişkilerin gelişmesine önemli katkılar sağlayacaklarına olan inancını ifade etmiştir. Ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği çerçevesinde de Özbekistan ile ilişkilerin güçlendirilmesine büyük önem verdiğini vurgulamıştır.
Özbekistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkiler, 30 Mayıs 1997 tarihinde resmen kurulmuştur.
16 Temmuz 2024’te Taşkent’te, Özbekistan ve Kıbrıs Dışişleri Bakanlıkları arasında siyasi istişareler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelere, Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, Kıbrıs Yatırım Teşvik Ajansı Başkan Yardımcısı ve Turizm Bakanlığı temsilcileri de katılmıştır. Taraflar, ikili ilişkilerin mevcut durumunu değerlendirmiş ve ticaret, ekonomi, yatırım ve turizm alanlarında işbirliğinin artırılması konusunda mutabık kalmıştır.
Aralık 2024’te, Roma’da ikamet eden Özbekistan’ın İtalya Büyükelçisi Abat Fayzullayev, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides’e güven mektubunu sunarak, Özbekistan’ın Kıbrıs’a akredite edilen ilk büyükelçisi olmuştur. Bu adım, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin derinleşmesine önemli bir katkı sağlamıştır.
17 Temmuz 2024’te, Özbekistan Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Dilshod Rasulov, Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Stavros Stavrou ve Kıbrıs’ın Özbekistan Büyükelçisi Kypros Giorgallis ile bir araya gelmiştir. Görüşmede, deri ve ayakkabı, tarım, tekstil, şarapçılık ve bağcılık sektörlerinde işbirliğinin genişletilmesi ele alınmıştır. Ayrıca, 2007’de imzalanan mutabakat zaptının yenilenmesi ve karşılıklı ticaret heyetlerinin ziyaretlerinin düzenlenmesi kararlaştırılmıştır.
Aralık 2024’te Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde Kıbrıs-Özbekistan İş Derneği’nin açılış toplantısı gerçekleştirilmiştir. Toplantıya, Özbekistan Büyükelçisi Abat Fayzullayev ve Kıbrıs iş dünyasının temsilcileri katılmıştır. Dernek, iki ülke arasındaki ekonomik, finansal, ticari ve turizm ilişkilerini güçlendirmeyi hedeflemektedir.
Taraflar, kültürel ve insani bağların derinleştirilmesi konusunda da görüş alışverişinde bulunmuş ve bu alanlarda işbirliğinin artırılması yönünde adımlar atmayı planlamıştır.
Özbekistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, diplomatik temsilciliklerin güçlendirilmesi, ekonomik işbirliklerinin artırılması ve kültürel bağların derinleştirilmesi gibi çeşitli alanlarda önemli gelişmeler kaydetmiştir.
Güney Kıbrıs ve Türkmenistan
Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov, 26 Temmuz 2024 tarihinde Toýly Babaýewiç Kömekow’u, Türkmenistan’ın İtalya’daki Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi olarak atamıştır.
Toýly Babaýewiç Kömekow, kariyeri boyunca çeşitli önemli görevlerde bulunmuştur. 2006 yılında Türkmenistan’ın Su Ürünleri Devlet Komitesinin başkanı olarak atanmış, 2009 yılında ise Dışişleri Bakanlığı’nda görev almıştır. 2010 yılında Azerbaycan’daki Büyükelçi görevine başlamış, 2016 yılında Spor Komitesinin başkanı olmuştur. 2018 yılında Kazakistan’daki Büyükelçi görevine atanmış ve 2020 yılında İtalya’daki Büyükelçi olarak atanmıştır.
Ayrıca, 2 Ekim 2020 tarihinde, Toýly Babaýewiç Kömekow’un aynı zamanda Türkmenistan’ın İsrail’deki Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi olarak atanması kararlaştırılmıştır.
Son olarak, 26 Temmuz 2024 tarihinde, Toýly Babaýewiç Kömekow’un, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov’un kararıyla, hem İtalya’daki hem de Kıbrıs’taki Büyükelçi görevine atanması onaylanmıştır.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi Kypros Giorgallis, 22 Mayıs 2023 tarihinde Türkmenistan Meclis Başkanı D. Gulmanova’ya güven mektubunu sundu. Görüşmede, Gulmanova, Büyükelçi Giorgallis’i yeni görevinden dolayı tebrik ederek, iki ülke arasındaki dostluk bağlarının ve devletlerarası diyaloğun hem ikili düzeyde hem de uluslararası kuruluşlar çerçevesinde başarılı bir şekilde geliştiğini vurguladı. Taraflar, eşitlik ve karşılıklı fayda temelinde verimli iş birliği konularında görüş alışverişinde bulundu. Büyükelçi Giorgallis, Türkmenistan’ın iç ve dış politikasının ana yönleri ve öncelikleri hakkında bilgilendirildi; bu politikaların temel vektörünün, evrensel barış, güvenlik ve sürdürülebilir kalkınma çıkarları doğrultusunda uluslararası iş birliğinin kurulması olduğu belirtildi. Ayrıca, Türkmenistan Meclisi’nin yapısı ve faaliyetleri, çeşitli alanlardaki reformların yasal olarak desteklenmesi ve yasama deneyimlerinin paylaşılması konularında bilgi verildi. Bu bağlamda, uluslararası parlamenter yapılar çerçevesinde parlamentolar arası diyaloğun genişletilmesi imkanları tartışıldı. Görüşmenin sonunda, Büyükelçi Giorgallis, karşılıklı çıkarlara hizmet eden ikili iş birliğinin daha da derinleştirilmesi için tüm çabayı göstereceğini belirtmiştir.
Bununla birlikte Türkistan coğrafyasında gerçekleşen Batı merkezli zirvelerin ilk defa gerçekleşiyormuş gibi lanse edilmesi şaşırtıcıdır. Bu konuya değinmekte yarar vardır.
ABD ve Türkistan: C5+1
1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle Türkistan’daki ülkeler bağımsızlıklarını kazanmış ve bu ülkeler, yeni dünya düzeninde kendilerine bir yer aramaya başlamıştır. ABD, bu süreçte Türkistan’ı hem ekonomik hem de jeopolitik açıdan stratejik bir bölge olarak görmeye başladı. Türkistan’da enerji kaynaklarının zenginliği, ulaşım yollarının önemli konumu ve bölgesel güvenlik sorunları, ABD’nin bu bölgeye olan ilgisini artıran başlıca faktörlerdir.
Amerika Birleşik Devletleri, özellikle Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’a yönelik yatırımlarını çeşitlendirmeyi başarmıştır. Bu yatırımlar, hem bölgedeki ekonomik kalkınmayı desteklemeyi hem de ABD’nin bölgesel nüfuzunu artırmayı hedeflemektedir. Türkistan’daki enerji kaynaklarına olan talep, özellikle doğal gaz ve petrol sektöründe yapılan yatırımlarla somutlaşmıştır.
ABD’nin Türkistan’a yaptığı yatırımların büyük bir kısmı enerji sektörüne yönelmiştir. Türkistan, dünya çapında önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olmasına rağmen, bu kaynakları dünya pazarlarına ulaştırmada altyapı eksiklikleri yaşamaktadır. ABD, bölgedeki enerji altyapısının geliştirilmesi ve enerji kaynaklarının global piyasalara taşınması için çeşitli projelere yatırım yapmıştır. Bu yatırımlar arasında, boru hatları inşası, rafineri tesislerinin modernizasyonu ve enerji dağıtım sistemlerinin güçlendirilmesi yer almaktadır.
Bunun yanı sıra, tarım, sanayi ve teknoloji gibi diğer sektörlere de yatırımlar yapılmıştır. Türkistan ülkeleri, özellikle tarım sektöründe gelişmeye devam etmektedir ve ABD, bu alandaki verimliliği artırmaya yönelik teknolojik altyapı sağlamaktadır. Sanayi üretimi ise, hem yerel kalkınmayı desteklemek hem de dünya pazarlarına erişimi artırmak için güçlendirilmiştir.
Bugün, bu bölge, dünya güçlerinin dikkatini çeken önemli bir jeopolitik alan haline gelmiştir. ABD, Türkistan’a yaptığı yatırımlarla sadece ekonomik kazançlar elde etmeyi değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik, terörizmle mücadele ve uluslararası işbirliğini güçlendirmeyi de amaçlamaktadır. ABD, Türkistan’daki ülkelerle askeri ve güvenlik işbirliği yaparak, bölgesel istikrarı sağlamaya çalışmaktadır.
Türkistan’ın Çin ve Rusya gibi güçlü komşularıyla olan ilişkileri de ABD’nin stratejik çıkarlarını şekillendiren unsurlardan biridir. ABD, bu bölgedeki ülkelerle güçlü diplomatik bağlar kurarak, bölgedeki ekonomik, askeri ve kültürel nüfuzunu artırmayı hedeflemektedir.
Bununla birlikte 1994 yılından bu yana, yani 30 yıldan fazla zaman içinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkistan’a yaptığı yatırımların toplamı yaklaşık 44,5 milyar dolar ile 51 milyar dolar arasında değişmektedir. Bu yatırımlar, bölgedeki ekonomik kalkınmayı desteklemekte ve altyapı projelerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmaktadır.
C5+1 Zirveleri Devletler: Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
2015- İlk C5+1 Zirvesi (Washington D.C.)
İlk zirve, Türkistan ülkelerinin liderlerinin ve ABD Dışişleri Bakanı’nın katılımıyla Washington D.C.’de düzenlendi. Zirve, Türkistan ülkeleriyle ABD arasında diplomatik ve ticari ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik ilk ciddi adım oldu. Bu zirve, bölgedeki terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı ve sınır güvenliği gibi kritik konuları ele aldı.
2017- Almatı Zirvesi (Kazakistan)
2017 yılında, C5+1 zirvesinin ikinci oturumu Kazakistan’ın Almatı şehrinde gerçekleşti. Bu zirve, bölgedeki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve işbirliğinin artırılmasına yönelik önemli bir adımdı. Ayrıca, bölgesel güvenlik ve terörizmle mücadele konuları gündemdeydi.
2018- Taşkent Zirvesi (Özbekistan)
2018 yılında Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te gerçekleştirilen zirvede, ülkeler arasında enerji, ticaret ve altyapı projeleri üzerine yoğunlaşıldı. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkistan’ın altyapısını geliştirmek amacıyla yaptığı yardımlar ve projeler konuşuldu.
2019- Aşkabat Zirvesi (Türkmenistan)
Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta düzenlenen zirvede, tarım ve enerji konuları ile çevre sorunları gündeme geldi. Bu zirve, özellikle Türkmenistan’ın enerji kaynakları ve bu kaynakların dünya pazarlarına entegrasyonu konularında önemli görüşmelerin yapıldığı bir oturum oldu.
2021- Düşük Profil Zirvesi (COVID-19 Pandemisi nedeniyle)
Pandemi nedeniyle 2021 yılında düzenlenen C5+1 zirvesi, çevrimiçi olarak gerçekleşti ve zirveye katılım daha sınırlıydı. Bu zirvede, COVID-19’un etkileri, sağlık iş birliği ve ekonomik toparlanma için öneriler ele alındı.
Bu ve benzeri çok fazla toplantılar, kapalı oturumlar ve iş birliği üzerine gerçekleşen görüşmeler gerçekleşmiştir.
Avrupa Birliği–Türkistan Semerkand Zirvesi (4 Nisan 2025) Üzerine
Bildiri, AB-Türkistan ilişkilerinde “ortaklık ve işbirliğini güçlendirme kararlılığı” vurgusuyla başlamaktadır. Bu, AB’nin bölgeye yönelik artan ilgisinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. AB’nin, 2019 tarihli Orta Asya Stratejisi’nde benimsediği “esnek, kapsayıcı ve sürdürülebilir ortaklık” anlayışının bu bildiride de tekrarlandığı görülmektedir (Madde 1).
Bu vurgu, Türkistan’ın Çin ve Rusya’nın etkisinden daha bağımsız bir dış politika yörüngesi geliştirmesi açısından önem arz etmektedir. AB, bölgede alternatif bir güç odağı sunmaya çalışmakta, bu da özellikle enerji, dijitalleşme ve güvenlik alanlarında yeni fırsatlar anlamına gelebilir.
Bildiride, özellikle Global Gateway yatırımları çerçevesinde ulaştırma, enerji ve dijital altyapı projelerine destek verileceği belirtilmiştir (Madde 6). Bu, AB’nin Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı geliştirdiği bir alternatif olarak okunmalıdır.
AB’nin Türkistan’da yeşil ekonomi, iklim değişikliğiyle mücadele ve su yönetimi gibi konulara öncelik vermesi (Madde 10), sürdürülebilir kalkınma paradigmasının öne çıkarıldığını göstermektedir. Nitekim bildiride yer alan şu ifade bu niyeti somutlaştırmaktadır:
“Taraflar, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak amacıyla iklim değişikliğine karşı birlikte çalışma kararlılıklarını yinelemişlerdir” (Madde 11).
AB, Türkistan ülkeleriyle “eğitim, dijitalleşme ve araştırma” alanlarında işbirliği çağrısında bulunmuştur (Madde 16). Erasmus+, Horizon Europe ve EU4Digital Central Asia gibi programlarla desteklenen bu alanlar, AB’nin yumuşak güç politikalarının temel ayaklarından birini oluşturmaktadır. Bu tür programlar, genç kuşakların AB normlarıyla etkileşimini artırmakta, zamanla bölgede Avrupa değerlerinin içselleştirilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu durum, uzun vadede kültürel yakınlaşmayı beraberinde getirebilirken, bazı kimliksel çatışmaları da tetikleyebilir.
Türkistan ülkelerinin özellikle Afganistan kaynaklı güvenlik tehditlerine karşı işbirliği vurgusu yapılmıştır (Madde 6). Ayrıca, bölgesel sınır yönetimi, terörle mücadele ve organize suçlarla ilgili işbirliği alanları geliştirilmesi planlanmaktadır. Bu bağlamda AB’nin, bölge ülkelerinin güvenlik kapasitelerini artırmak suretiyle Rusya ve Çin’in güvenlik odaklı nüfuzunu dengelemeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Ancak bu tür bir girişimin bölge ülkelerinin tarafsızlık ilkesiyle ne kadar uyumlu olacağı tartışmalıdır.
Kıbrıs hususunda ise asıl önemli olan madde nazarımca 4. Olandır.
Madde 4’teki ana ifade şudur:
“Bu bağlamda, yukarıda belirtilen ilkelere, özellikle de tüm devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğü çerçevesinde, ulusal ve bölgesel tüm platformlarda saygı gösterme ve bu ilkelere aykırı herhangi bir adım atmama konusunda mutabakata vardık.”
Bu beyan, ilk bakışta genel bir uluslararası hukuk vurgusu gibi görünse de, alt metinde özellikle ayrılıkçılık, işgal, yasa dışı ilhak gibi uygulamalara karşı ortak bir duruşun beyanı vardır. Bu tür bir vurgu, günümüzün jeopolitik bağlamında, örneğin Rusya’nın Ukrayna’daki işgali, Dağlık Karabağ meselesi veya Çin’in Uygur bölgesi politikaları gibi olaylarla ilişkilendirilebilir.
AB-Türkistan Zirvesi Bildirgesi’nin 4. maddesinde yer alan BM Güvenlik Konseyi’nin 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararlarına yapılan atıf, uluslararası hukuk temelinde tüm devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı ilkesinin altını çizerken, aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) bağımsızlık ilanına karşı alınmış bu kararlar dolayısıyla Türk Dünyası açısından tartışmalı bir anlam taşımaktadır. 541 sayılı karar, KKTC’nin 15 Kasım 1983’teki bağımsızlık ilanını geçersiz sayarak, üye devletlerin bu ilanı tanımamalarını talep etmiş; 550 sayılı karar ise bu tanınma girişimlerini doğrudan Kıbrıs’ın egemenliğine tehdit olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla bu iki kararın belgeye dahil edilmesi, AB’nin KKTC’yi tanımama konusundaki kararlılığını Türkistan ülkeleriyle ilişkiler çerçevesinde de pekiştirme niyetini ortaya koymaktadır. Ancak maddeye Türkmenistan tarafından eklenen “kalıcı tarafsızlık” vurgusu, bu ülkenin söz konusu hükümlere koşulsuz biçimde angaje olmadığını ve ihtiyatlı bir diplomatik tutum benimsediğini göstermektedir. Türkmenistan’ın bu notu, belge içeriğine mesafeli bir yaklaşımı temsil ederken, aynı zamanda Türkiye’nin hassasiyetlerini açıkça karşı çıkmadan dikkate alan esnek bir duruş olarak yorumlanabilir.
Bu madde, AB’nin uluslararası hukuka bağlılık çerçevesinde yürüttüğü normatif dış politika anlayışının açık bir yansımasıdır. Aynı zamanda AB’nin, Türksitan ülkeleriyle geliştirilecek tüm işbirliği çerçevelerinin bu ilkelere koşullu olacağını da göstermektedir.
Ancak, BM 541 ve 550 gibi kararların metne dahil edilmesi, AB’nin Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığını tanımama politikasının altını çizdiği anlamına gelir. Bu durum, Türk Dünyası’nın birlik ve dayanışma ilkesiyle doğrudan çelişmektedir. Özellikle KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olarak katıldığı bir dönemde, bu tür beyanlar Türk dış politikasının hedefleriyle çelişmektedir.
Kırgızistan’ın Bakışı
Son dönemde Türkistan ülkelerinin Kıbrıs politikalarında farklı yaklaşımlar sergilediği gözlemlenmektedir. Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın Kıbrıs Rum Kesimi ile diplomatik ilişkiler kurma yönündeki adımları gündeme gelirken, Kırgızistan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile ilişkilerini geliştirme çabaları dikkat çekmektedir. Kırgızistan Dışişleri Bakanı Jeenbek Kulubayev, 2 Nisan 2025 tarihinde parlamentoda yaptığı açıklamada, Eylül 2024’ten bu yana Kırgızistan’ın Ankara’daki konsolosunun her iki ayda bir KKTC’yi ziyaret ederek, orada yaşayan Kırgız vatandaşlarının pasaport ve diğer konsolosluk işlemleriyle ilgilendiğini belirtmiştir. Kulubayev ayrıca, personel artışı durumunda KKTC’de bir temsilcilik açmayı değerlendirdiklerini ifade etmiştir. Açıklamanın zamanlaması ise manidardır. Kıbrıs Rum tarafına Türk Devletleri tarafından “elçilik açıldı” haberlerinin yayıldığı sırada Kırgızistan devlet haber kanallarında KKTC hakkında ilişkilerin sürdürülmesine dair yazılar yazılmıştır. Bu açıklama, Kırgızistan’ın KKTC ile diplomatik ilişkilerini güçlendirme niyetini gösterirken, bölgedeki diğer ülkelerin Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerini artırdığı bir dönemde, Kırgızistan’ın farklı bir diplomatik rota izlediğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte imzalanan ve sağlanan Mutabakat içerisinde bulunan 4. Madde hasebiyle reel politikada Kırgızistan’dan da böyle bir adım (diğer Türk Devleteleri gibi) görülmesi halinde şaşırılmaması gereken bir durumdur.
Türk Devletleri Teşkilatı
Son dönemde Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi ülkelerin Kıbrıs meselesine dair sergilediği farklı yaklaşımlar, bu teşkilatın henüz tam anlamıyla kurumsallaşmamış bir yapı olduğunu ve dış politika bağlamında ortak bir strateji üretme kapasitesinin sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır. Özellikle Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın Kıbrıs Rum Yönetimi ile diplomatik ilişkiler kurma yönünde adımlar attığı bir dönemde, Kırgızistan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile ilişkilerini geliştirmeye yönelik resmi açıklamalar yapması, Türk dünyasında birlik söyleminin pratikte karşılığının şu anlık olmadığını göstermektedir.
Bu bağlamda, 4 Nisan 2025 tarihli AB-Türkistan Samarkand Zirvesi’nde imzalanan ortak bildiride, BM Güvenlik Konseyi’nin KKTC’yi yok sayan 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı kararlarına yapılan vurgu, Türk Devletleri Teşkilatı’nın üyeleri tarafından sessizlikle karşılanmış ve bu durum Türkiye açısından dış politikada ciddi bir stratejik kırılma noktası yaratmıştır. Türkmenistan’ın bildirgedeki “tarafsızlık” vurgusu, açıkça Türkiye’nin tezlerine mesafe koyma eğilimini ortaya koyarken; diğer Türkistan ülkelerinden bu konuda resmi bir itiraz gelmemesi, TDT’nin siyasi dayanışma zemininin zayıflığını gözler önüne sermiştir.
Ekonomik işbirliği, ulaştırma, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda sınırlı başarılar elde edilmiş olsa da, uluslararası krizlere karşı senkronize diplomatik refleks üretme yeteneği bulunmamaktadır. Bu durum, Kıbrıs meselesi gibi Türkiye’nin milli güvenliği ve uluslararası meşruiyeti açısından kritik önemdeki konularda yalnız kalmasına neden olmaktadır.
Türkiye’nin Dış Politika Açısından Atması Gereken Adımlar
Türkiye, TDT içinde yalnızca kültürel veya teknik işbirliği değil, dış politika konularında da eşgüdüm mekanizmaları oluşturulması için ısrarcı olmalıdır. Ortak karar alma sistemleri, dönemsel dışişleri bakanları zirveleri, kriz diplomasisi çalışma grupları kurulmalıdır.
Türkiye, KKTC’nin uluslararası alanda tanınmasını sağlamak için yalnızca İslam İşbirliği Teşkilatı veya TDT ile sınırlı kalmamalı, Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yeni müttefikler kazanmak için proaktif diplomasi yürütmelidir. Türk dünyasında ise özellikle Kırgızistan’ın yapıcı tutumu desteklenmeli, diğer ülkelere örnek teşkil edecek sembolik açılımlar (örneğin, KKTC’de kültür merkezleri, öğrenci değişim programları, ticaret ofisleri) hızlandırılmalıdır.
Türkiye, AB’nin Türkistan üzerindeki normatif etkisini dengelemek adına, bölge ülkelerine çok kutuplu bir dış politika perspektifi sunmalı; Rusya’nın bölgedeki nüfuzu karşısında alternatif güvenlik ve ticaret mimarileri önererek Türkistan başkentlerinin karar alma süreçlerinde etkili olmalıdır. TİKA, Yunus Emre Enstitüsü ve Maarif Vakfı gibi kuruluşlar, yalnızca kültürel değil, siyasi bilinç oluşturacak eğitim ve medya faaliyetleri ile Türk birliğinin stratejik zeminini güçlendirmeye yönlendirilmelidir.
Sonuç olarak, Kıbrıs meselesi etrafında şekillenen son diplomatik gelişmeler, Türk Devletleri Teşkilatı’nın siyasi refleks üretme konusundaki sınırlılıklarını dramatik biçimde ortaya koymuştur. Türkiye’nin bu süreçte yalnızlaşmaması için, TDT içinde stratejik uyum, siyasi vizyon ve diplomatik disiplin oluşturulmalı; aksi takdirde bu yapı sadece sembolik bir kültürel birliktelik olarak kalmaya mahkûm olacaktır. Türkiye, çok taraflı diplomasi araçlarını etkin kullanarak bu pasifliği kırmalı, KKTC’nin uluslararası meşruiyetini güçlendirecek çok katmanlı politikalar üretmelidir.







