Ön Yargı

featured

Büyük düşünürler, ön yargının ne büyük bir felaket olduğunu yüzyıllar önce görmüşlerdi. Descartes buna, çocukluktan miras kalan, sorgulamaya üşendiğimiz hatalı inançlar diyor; sanki zihnimize takılmış paslı bir kelepçe! Kant ise onu, tembelliğimizin ve korkaklığımızın sonucu olarak görüyor; düşünmek yerine otoriteye ve geleneğe körce teslim olmamızın acı meyvesi. Sonuç aynı: Ön yargı, kesinlikle kurtulmamız gereken bir hata ve yanlışlık kaynağıdır. Bu duyuru, ön yargının hem bireylere hem de toplumlara verdiği derin zararı kalplere ulaştırma çabasıdır.

Bu illet, insanları nasıl parçalıyor? İşte tarihten ve bugünden acı örnekler: Irk ve renk üzerinden siyahi vatandaşlara uygulanan kölelik ve ayrımcılık (Jim Crow gibi yasalar), insanlık onuruna sürülen bilmem nedir. İnanç ve mezhep farkından dolayı insanlar işe alınmıyor, güvende olamıyor; aynı Tanrı’ya farklı yollardan yürümek neden nefret yaratsın? Avrupa’da göçmenlere ve Romanlar gibi azınlıklara karşı güçlü bir düşmanlık var, bu insanlar sosyal dışlanma ve ayrımcılıkla boğuşuyor. Türkiye’de yok mu?

Hatta edebiyat bile bu gerçeği anlatır: “Gurur ve Ön Yargı” kitabı, yargılarıyla yaşayan kibirli biri ile dünyanın gerçekliğini gören alçakgönüllü birini karşılaştırır. 

Toplum bize yıllarca ne fısıldadı: “Erkekler ağlamaz!” “Şunlardan uzak dur!” Ön yargı her yerde! Ama o, tek başına değil. O, zihinsel tembelliğin ve sorgulamama rahatlığının iğrenç bir sonucudur. Çünkü düşünmek, tanımak zordur, ön yargılı olmak kolaydır. Bu acı zinciri kırmak için, ilk olarak kendi içimizdeki tembelliği yenmeliyiz. Herkes de olan tembelliği.

Ön Yargı