Tecrübe ancak yaşanılarak elde edilen bir hayat kavramıdır, görgüdür, deneyimdir, kesin bir derstir. Kitaplar ve olayları inceleyerek sadece tecrübemsi şeyler kazanarak önlem almaya veya ders çıkarmaya, deneyimlenmeye çalışırız. Fakat bunlar tam olarak tecrübenin yerini tutmaz. Tecrübe ayak damarlarına kadar hissedilir ve öğrenilir. Ya bu durumdan ders çıkarırsın ya da oralı olmazsın. Buradan hareketle öğrendiğim en önemli tecrübelerden birisi “çözüm yaratmanın” ne olduğudur. Bir diğeri ise “çözümsüzlüktür”.
Türk Dil Kurumu, çözümü şu şekilde açıklar; herhangi bir problemin çözülmesi için gereken işlemlerin gösterilmesi ya da sorunların çözümünden alınan sonu. Çözümsüzlük ise; hiçbir çözümü olmama durumu olarak geçer.
Konu gereği insan ilişkileriyle ilgili çözüm yaratmak ve çözümsüzlük üzerine duracağım.
İnsan ilişkilerinde, en önemli kavram iletişimdir. İletişim; kişiler arasında, duygu, düşünce, bilgi, haber alışverişi, duygu, düşünce, bilgi ve haberlerin, akla gelebilecek her türlü biçim ve yolla kişiden kişiye karşılıklı olarak aktarılmasıdır. Yani konuşmak, eyleme geçmek, eylemle söylem uyuşması, çeşitli temaslardır iletişim yollarındandır. Bunlardan her hangi birisinde aksama, yanılma, kırılma olursa o ilişki sağlık problemleri çeker. Ve bozulmalar görülür. Bu bozulmaları çözmek için ise çözüm yaratmayı kullanırız. Yani problemin üzerine gidip, sorunu bu yöntemle keşfedip, sağlığına kavuşturmaya çalışırız. Konuşuruz, eyleme geçeriz, uygularız, çelişmeleri gideririz. Fakat dikkat buyurunuz; çözüm yaratma karşılıklı istekle olur. Eğer insan ilişkilerinde çözüm yaratma isteği yoksa işte tam olarak burada çözümsüzlük doğar. Dolayısıyla sağlık problemleri tedavi edilmez. Huzursuzluk verir, yıkılır, sonuç olarak ilişki ölür.
Nihai olarak, “çözüm yaratmak” o ilişkide kalınmak isteniyorsa anahtar kavram/eylemdir. Kalınmak istenmiyorsa ise “çözümsüzlüktür”. Çözüm yaratmak arzuyla gerçekleşir, zorludur, emek ister fakat ilişkiye huzur ve güven getirir, sağlığına kavuşturur. Sokrat “İnsan, doğasına dair bilgiye/çözümlere diyalog yoluyla ya da diyalektik düşünceyle ulaşabilir. “ demiştir. Yani haliyle insan doğanın bir parçası olduğun için diyaloğa ve diyalektik düşünceye/eyleme mecburdur.







