Küresel Salgın Sonrasında Uluslararası Sistem Değişecek Mi?

omer-goksoy

Şu sıralar tüm dünyayı tehdit eden bir salgın hastalık ile karşı karşıyayız. İlk olarak Çin’in Wuhan kentinde görülen ve ismine “Covid-19” denilen hastalık bir pandemiye dönüşerek şu sıralar tüm insanlığı etkiliyor. Dünyada ve Türkiye’de birçok düşünür, yazar, akademisyen, devlet adamı bu pandemi sonrasında dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı konusunda hemfikir şekilde beyanatlarda bulunuyorlar. Peki gerçekten uluslararası sistem, devletler arası ilişkiler, uluslararası ticaret, küreselleşme değişecek mi?

Siyasi tarihin bize öğrettiği en önemli şeylerden biri dünyanın tamamını etkileyen krizler sonrasında uluslararası sistemin veya en azından bazı ilişki biçimlerinin değiştiğini göstermesidir. 11 Eylül saldırısı, Sovyetler Birliği’nin dağılması, 2. Dünya Savaşı’nın bitmesi, Viyana Kongresi’nin toplanması, Fransız İhtilali günümüzden geçmişe doğru köklü değişikliklerin birer kırılma noktalarıydı. Küresel salgının ise en önemli farkı küreselleşmenin neredeyse zirve yaptığı bir zamanda dünyayı yıkıp geçiyor olmasıdır. Fütüristler kadar kesin konuşamasak bile gelecekte birçok şey değişecek gibi duruyor. Bunun en büyük nedeni, salgının, bahsettiğimiz gibi küreselleşmenin zirve yaptığı şu dönemde ortaya çıkmasıdır. Özellikle ekonomik ilişkiler ve insanların yer değiştirme hareketleri o kadar karmaşık durumdadır ki bu en büyük değişikliğe sebep olacak ve sonucunda da kendileri de değişeceklerdir. Devletler arası ilişkiler de bundan büyük oranda nasiplenecektir:

Zaten birkaç on yıldır çokça sorgulanan BM, AB gibi uluslararası örgütlerin bu küresel salgında bireyleri bırakın devletleri bile koruyacak hiçbir şey yapamıyor oluşu bile bu krizin en iyi ihtimalle uluslararası örgütlerin yapısının değişmesine, en azından bu örgütlere güvenin gözle görülür oranda düşmesine neden olacağını söyleyebiliriz. Şu anki kriz, devletlerin self-help[1] kavramını önemsediklerini ve gelecekte bu kavramın öneminin artacağını gösterdi. Realist teori bize bu kavramı hediye ederken “Devletlerarası iş birliği sadece zorunlu durumlarda oluşur.” Düşüncesinin ise yıkıldığını görüyoruz. Dünya küresel bir salgın içerisinde iken bile iş birliğinin küresel düzeyde çok sınırlı kaldığını söyleyebiliriz. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü’nün söylediklerinin neredeyse tamamının hatalı çıkması, BM Güvenlik Konseyi’nin hala bir reaksiyon göstermemesi, AB’nin üye devletler arasında ekonomik yardım yapılması konusunda bir pakette uzlaşamaması bize uluslararası örgütlerin değerinin çok düşeceği ve self-help kavramının tüm ülkelerce daha da önemseneceğini kanıtlıyor, iş birliğinin çok sınırlı kaldığını gösteriyor.

Sadece uluslararası örgütler değil devletlerin davranışlarının da kriz sonrasında değişeceğini görmemiz muhtemeldir. ABD’nin kontrolden çıkan salgını durdurması çok uzun sürer veya durduramamak gibi bir duruma düşerse uluslararası arenada gücünün daha da sorgulanacağı kesin gibidir. Bu salgın devletlere sadece ekonomik, askeri ve siyasi gücün önemli olmadığını gösterecektir. Sağlık sistemi, küresel iletişim ve koordinasyonun ne denli önemli olduğunu hegemon gücün bunlara sahip olmadığında ne türlü durumlara düşebileceğini görmesi de bu bakımdan önemlidir. Küçük bir ihtimal gibi de gözükse güç dengesinin ABD aleyhinde değişeceği bir döneme giriyor olabiliriz. Ancak bu sadece Çin lehine değil birkaç gücün yükselmesine neden olabilir. Birçok akademisyen ABD’nin oluşturacağı boşluğu Çin’in dolduracağı tezini savunmakta ancak bu gerçek olsa bir birkaç on yılda belki daha uzun sürede olacağından kriz sonucu olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Bunun yerine bölgelerinde güçlü devletlerin, krizden iyi sıyrılabilirler ise, uluslararası sistemde daha çok söz söyleyecek konuma geleceğini söylemek daha doğru olacaktır. Yani birden çok orta ölçekli kutup oluşma ihtimali Çin’in tek başına hegemon olacağı tezinden gerçekleşme olasılığı bakımından daha yüksektir demek yanlış olmayacaktır. Bazı ekonomistlerin de desteklediği görüşe göre devletler ekonomilerini sadece Çin’de iş gücü ucuz olduğu için üretimi oraya yönlendirmekten daha çok güvenilir orta ölçekli gelişmekte olan ülkelere yönlendirebilirler. Zaten Dünya Sağlık Örgütü ve Çin’in yanlış yönlendirmeleri ve önlemsiz olmaları yüzünden oluşan küresel salgın Çin’e olan güveni azalttı. Hatta birçok ülke Çin’in açıkladığı rakamların doğru olmadığına inanıyor. Ülkede bulunan batılı medya kuruluşu temsilcilerinin ülkeden gönderilmesi de bunun en büyük nedeni. Tüm bunların sonucunda ise Çin’in krizden önemli ölçüde kârlı çıkacağı düşüncesi yanlış gibi görünüyor.

Kriz sürecinin hala içinde bulunduğumuz için geleceği tahmin etmek çok zor ancak her krizin sonunda değişimin olması ve sinyallerini şimdiden alıyor oluşumuz gelecekte birçok şeyin eskisi gibi olmayacağını söylemek doğru olacaktır. Ancak abartıldığı kadar önemli değişiklikler görmemiz için krizin birkaç yıla yayılması ve daha da sarsıcı olması gerekir. Bu ise en son isteyeceğimiz şeylerden biri. Dijitalleşmenin artacağı, self-help kavramının devletlerce daha çok önemseneceği, güvensizlik ortamının artacağı, uluslararası örgütlerin bazılarının işlevsizleşmesi, gelişmekte olan ekonomilerin önem kazanacağı bir dünya çok uzak görünmüyor. Ancak küresel sistem, kapitalizm gibi kavramlar tamamen çöküyor demek için daha çok erken olduğunu söylemek mümkün.

[1] Türkçeye “öz-yardım” olarak çevrilmektedir. Realist teori terminolojisinde devletlerin, uluslararası sistemdeki anarşik durum içinde tek başlarına kendi öz kaynakları ile hayatta kalmak için uyguladıkları sistem. Bu şekilde hayatta kalmaya çalışan devletler olabildiğince, güvenlik, ekonomi vs. konularında, tek başlarına yetmeye çalışmaktadırlar.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Küresel Salgın Sonrasında Uluslararası Sistem Değişecek Mi?