Ana Sayfa Köşe Yazıları Mavi Vatanın Karşısında Olanlar Kimler?

Mavi Vatanın Karşısında Olanlar Kimler?

Bu yazımda gördüğüm lüzum üzerine Mavi Vatan kavramını karalayan, küçük düşürmeye çalışan sümüklü mehdinin tohumlarının kim olduğunu açıklayacağım. Ayrıca sözde Uluslararası İlişkiler Uzmanı kimlikleri ile ekran karşısına çıkıp Mavi Vatan kavramını değersizleştirmeye çalışan sözde akademisyenler içinde birkaç kelam edeceğim.

- Reklam -

 

Geçtiğimiz gün Youtube üzerinde Aziz Nesin’in Vatan haini oğlu Ahmet Nesin’in şahsına ait bir hesaba denk geldim. Hesap içeriğinde her gün Türkiye Aleyhinde propagandalar yapılmakta. Ahmet efendi bu propagandaları yaparken kendine eşlik edecek iki vatansız fetö eniği temin etmiş. Size söz konusu eniklerin ifadeleri ve aslında kim olduklarını detaylandırarak anlatacağım. İsterseniz başlayalım…

Ahmet Nesin…

2003 yılında Fransa’ya siyasi iltica eden söz konusu şahıs 2018 yılından bu yana firari olarak  Fransa’da… Babası ile zerre fikir birliği yaptığım bir husus olmamasına ve haz etmememe rağmen hainliği dolayısıyla babasına bile rahmet okutacak şekilde fiillerde bulunan Fetö’nün enikleri ile iş birliğini açıktan açığa yapmakta… Vatansızlığın bir gereği olarak birbirlerinden güç olan Ahmet Nesin ve Fetöcü enikleri memleketim olan toprakların tabiri ile her gün afkurmaktalar… Ahmet Nesin Türkiye’nin Akdeniz’de hezimete uğradığını propagandasını kusmaktan gocunmuyor… Sözde Erdoğan düşmanlığı üzerinden Türkiye düşmanlığı yapıp Türk Milleti’nin buna kanacağına inanmakta… Elbet bir gün Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili kurumları Ahmet Nesin’i evinden alıp Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde yargılanmasını sağlayacaktır… Gelelim Ahmet Nesin’in omuz omuza verdiği iki fetö eniğine…

Azılı Fetöcü Eski Deniz Kurmay Albay Hüseyin Demirtaş…

Deniz Harp Okulu 1994 çıkışlı Demirtaş, 15 Temmuz sonrası Romanya Bükreş Silahlı Kuvvetler Ataşeliğinde görevinden alındıktan sonra meslekten ihraç edildi. Demirtaş, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılaması devam ederken yurt dışına kaçtı. Sümüklü Mehdi bozuntusu Fetullah’ın itlerinin hain kalkışma ile milletin başına bomba yağdırdığı 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece; Köstence’de saat sıfır birde kafasını vurup uyuduğunu Aziz Nesin’in oğluna gizlendiği sıçan deliğinde anlatan bu sözde Albay Demirtaş, (Gerçek Albaylarımızdan bu benzetme için özür dilerim) Hollanda tarafından Türkiye aleyhinde istihbarat faaliyeti yürütmesi, bildiklerini aktarıp henüz afişe olmayan kripto fetöcüler üzerinden aldığı bilgileri vermesi neticesinde ilticası kabul edilmiştir. Atatürkçü kılığında en iyi bildikleri iş olan takiye yapmaktadır…

Azılı Fetöcü Eski İstihbarat Kurmay Albay Halis Tunç

Halis Tunç, Deniz Harp Okulu’ndan 1995 yılında mezun oldu. Bir deniz subayı 4 yıl gibi denizciler tarafından olağan dışı derecede kısa bulunan bir gemi görevinin ardından FETÖ mensuplarının yoğun olarak kadrolaştığı askeri eğitim kurumuna atandı. Bu görevi sırasında itirafçı ifadesi ile Tunç’un FETÖ bağlantısı doğrulandı. FETÖ’ye üye olduğu iddiasıyla gözaltına alınan bir şüpheli, savcılıkta verdiği ifadede askeri okula başladığı tarihlerde FETÖ yapısı içerisinde kendisinin abiliğini yapan M.T.A’nın kendisine aktardığını anlattı. Şüpheli, ifadesinde, “sınıf okulunda bölük komutanı olan ve o tarihlerde üsteğmen veya yüzbaşı rütbesinde olan M.T.A. Tunç için, ‘Kendisi bizim abimizdir, bizdendir. Çok ciddi bir sıkıntın olduğunda ona müracaat edebilirsin’ şeklinde cümleler kurdu” demişti. Şüpheli ayrıca Halis Tunç’u fotoğrafı ile teşhis etmişti. Halis Tunç, 2003 yılında istihbarat sınıfına geçti. İki yıl gibi kısa bir süre sonra da sorularının çalınarak FETÖ/PDY mensuplarına verildiği itirafçılarla teyit edilen Deniz Harp Akademisi sınavını kazanarak 2005-2007 yılları arasında kurmaylık eğitimi gördü. İşte Tunç, bu eğitimini tamamladıktan sonra Türk Deniz Kuvvetlerinin Atatürkçü, Milliyetçi, vatansever komutanlarına kurulan kumpaslarda çok kritik rol oynayan bir yere atandı: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı bünyesine. Halis Tunç’un, bu görev sürecinde hain kumpas süreçlerinin içinde yer aldığı belirtiliyor.

Tunç daha sonra yurtdışında görevlendirilmiştir. Bu süreçte Tunç’un yabancı dil notlarının analizi dikkat çekicidir. İlk başta KPDS sınavından 62 notu alan Tunç, müteakip yıllarda bu notunu 97,5’e çıkarmıştır. “Çalışmış, notunu yükseltmiştir” diyebilirsiniz. Ancak aynı dönemde KPDS sorularının FETÖ militanlarınca çalındığını hatırlatırım. Yine Genelkurmay Başkanlığı General Amiral Şube’de görevli FETÖ militanları tarafından kendisine ABD Deniz Harp Okulu mezunu Türk Subayların bile alamadığı dinleme sınav notları verildiği belirtiliyor. İlginç olan, Tunç’un hem 2009 hem 2010 yılında bu sınavda aldığı not, küsuratına kadar aynı: 93.33. Tunç, bu notlar sayesinde birçok subayın hakkı gasp edilerek Atina Büyükelçiliğimizdeki Silahlı Kuvvetler Ataşeliği Deniz Ataşeliği görevine atandı.

Halis Tunç’un, askeri ataşelik görevi ile paralel bir şekilde amirallik terfi değerlendirmelerinde yer almasının önünün de açıldığı belirtiliyor. Tunç’un, 15 Temmuz işgal girişimi sırasında Genelkurmay Karargâhında görevli olup o gece yaşanan olaylarda vatandaşlarımıza ateş açtığı, görüntülerde sabit olan Tuğamiral S.S.  gibi darbeye fiilen iştirak eden çok sayıda amiral tarafından meslek hayatı boyunca sicil olarak desteklendiği kaydediliyor. Halis Tunç, yurtdışına firarı sonrasında yıllarca PKK’lı teröristlerin yaptığı gibi yabancı ülkelerden siyasi sığınma istedi.

Tunç’un tespit edilen FETÖ bağlantıları şunlar:

– FETÖ’nün mahrem hizmetler olarak adlandırılan yapılanması bünyesinde 2010-2013 yıllarında operasyonel hatlar oluşturan ve kurmay subayların mahrem imamı olarak bilinen H.Ç.,

–  İzmir/Foça Deniz Üs Komutanlığı’nda görevli darbeci subayların mahrem imamı olarak bilinen H.Ç.,

– Adalet imamı olduğu yönünde ciddi bilgiler bulunan R.A.,

– ABD’de firari olan İ.K., E.Ç. ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ihraç edilen Uzman M.Y. ile irtibatlı olduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca erkek kardeşinin de 2014 yılından sonra FETÖ elebaşının talimatına uyarak Bank Asya’da yeni hesap açmak suretiyle 55.477,2 TL. maddi destekte bulunduğu tespit edilmiş.

Halis Tunç, bütün bu tespitlerden sonra 667 sayılı KHK ile 22 Ağustos 2016 tarihinde kamu görevinden çıkarıldı.

 

Tunç, firarından sonra başta Yunan yayın organları olmak üzere çok sayıda yabancı basın organına Türkiye’yi kötüleyen açıklamalar yaptı. Örneğin, “armyvoıce.gr” isimli internet sitesine 22 Ekim 2018 tarihinde verdiği söyleşide;

– Kendisinin üçüncü bir ülkede bir buçuk yıl süren prosedürden sonra siyasi bir sığınma aldığı,

– Röportaj boyunca sürekli olarak ülkemizi suçlayıcı ifadeler kullandığı,

– FETÖ/PDY’ye mensup kişileri aklamaya çalıştığı,

– İşgal/darbe girişiminde helikopterle Yunanistan’a kaçan 8 FETÖ militanının iade edilmemesi için yoğun çalışmalar yürüttüğü,

– 15 Temmuz sonrası Rus yanlısı subayların hızlı şekilde terfi ettirildiği gibi gerçek dışı iftiralar üzerinden açıkça Avrupa ülkelerine Türkiye’ye müdahale çağrısı yaptığı görüldü.

Aynı söyleşide, yurtdışına firar eden FETÖ militanlarına yardım ettiğini de itiraf etti. Tunç, “Büyükelçilik, benden Türk askerlerinin veya vatandaşlarının yasadışı yollardan denizden ya da karadan Yunanistan sınırını geçmesinin önlenmesi için Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı ve liman teşkilatı ile iletişime geçmemi istedi. Bunu yapmadım. Çünkü neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemiyordum” ifadesini kullandı.

Tunç’un yaptıkları bununla sınırlı değil. Bu FETÖ’cü, 20 Kasım 2019 tarihinde Hollanda’da NOS kamu televizyonu ile yaptığı söyleşide, NATO’ya açık açık “Türkiye’ye siyasi müdahale, baskı yapılması” çağrısı yaptı.  Tunç, “Baskıdan sonuç alınmazsa atın” dedi. Günümüzde ise Mavi Vatan üzerinde maşası olduklarının gönlünü hoş tutmak adına hainliklerine devam ediyor.

 

Yazımın başında belirttiğim sözde akademisyen ve sözde Uluslararası ilişkiler uzmanı olan iki ismin BBC News Türkçe’de yaptıkları sözde mülakat üzerinden cevap vermek istiyorum.

Prof. Dr. İlhan UZGEL:  Mülakat ’ta ‘‘Ne doktrini geliştirenlerin nede uygulayan hükümetin Türkiye’nin donanmasını kullanarak yapacağı girişimlerin, hamlelerin bedelini yeterince ön gördüklerini düşünmüyorum’’ cümlesini kuruyor. Bununla da yetinmiyor. ‘’Türkiye’yi yalnızlaştırıyor.’’ ‘’Altyapısı zayıf.’’ Cümlelerini kuruyor.

 

Doç. Dr. Çiğdem Naz:  ‘’Mavi vatan doktrini algı yaratıyor. Avrupa birliği sürecinin önünü tıkıyor. Uzun vadede bize zarar verecektir. Söylemde çok ileri gitmemek lazım. Abartmamak lazım’’ cümlelerini kurmakta…

 

Her ikisine de cevaben;

 

İkinci lisans diplomam Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümüne ait. Uluslararası Deniz Hukukunu da naçizane iyi bildiğimi düşünüyorum. Kıtaların üstünlüğü kavramını görmezden gelip değerlendirme yapmak sığ bir değerlendirmeden ileriye gidemez. Uluslararası ilişkilerde gücün nispetinde haklı olabilirsin. Özetle ne denli güçlü isen senin tezlerin o denli doğru kabul edilir. Türkiye sahada donanması, masada ise tezlerinin doğruluğu ile ilerlemektedir. Karşımızda diplomasi ile hareket eden bir devlet varmış gibi konuşmak aymazlıktır. Karşımızda ki devlet her gün bir başka tahrik edici hareketten geri durmamaktadır. Türk milleti çok çabuk kutuplaşabilen bir millettir. Fakat söz konusu Vatan olduğunda hiçbir millette görülmeyecek ölçüde bir kenetlenme, sahipleniş tarihte sayısız defa tecrübe edilmiştir. Mavi Vatan müdafaası bizim için değil gelecek nesiller için üstümüzde bir borç olarak durmaktadır. Altyapısı Deniz hukuku açısından hukuki temellere dayanan Mavi Vatan doktrini altyapı olarak çok güçlüdür.  Bu millet zamanında soydaşlarını koruduğu için 40 cent’e muhtaç kalmış fakat şikâyet etmemiştir. Türk Milleti tarihin her döneminde bir yalnızlık içerisinde olmuştur. Zira ‘’Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.’’ Sözü de buradan gelmektedir. En yalnız olduğumuz vakit Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir neslin devamı olan bizler bu gerçeğin bilincindeyiz. Sizden Akdeniz’de en uzun kıyısı olan Türkiye’nin Antalya ve İskenderun körfezleri arasına sıkıştırılmak istendiğinden bir cümle ile bile bahsetmemek, Gayri askeri statüde olan adaların silahlandırılmasına gözlerinizi kapatmanın altında zerre bir iyi niyet göremiyorum. Ayrıca şunu da belirtmek isterim;

 

Türkiye enerjiye aç bir ülkedir. Enerjide dışa bağımlıyız. Bu bağlılık ne denli azalırsa küresel güç olma yolunda o kadar hızlı yol alırız. Bununda yolu Mavi Vatan müdafaasından geçmektedir… Türkiye şu ana dek kendine rağmen denklem oluşturulamayacağını içeride ve dışarıda göstermiştir. Söz konusu iki sözde akademisyen gibi sesler, pkk ve fetö eniklerinin kara propagandaları sürekli olacaktır. Biz içimizde Mavi Vatan paydasında birleştikten sonra onların neler söyledikleri önem arz etmiyor… Suyu bulandırma çabaları bizim bir oluşumuz neticesinde yetersiz kalacaktır…

 

 

Çanakkale Deniz Zaferi’nin mimarı Nusret Mayın Gemisinin komutanı olan büyük dedem Yzb. İ.Hakkı beyin hatırasına olan vefa borcum ve Kumpas davaları ile bedeller ödeyen kimisi ağabeyim konumunda kimisi de aile dostum olan Türk milletinin bedel ödeyen vatanseverleri için bu yazıyı kaleme aldım. Türkiye topraklarının ve Mavi vatan sınırlarının müdafaası noktasında Türk Milleti’nin bir ferdi olarak ömrüm yettiğince can siper hane mücadele edeceğimi Türk milletinin içeride ve dışarıda farklı saikler ile düşmanı olanların bilmesini isterim…

Son Haberler

- Reklam -