Ana Sayfa Köşe Yazıları Özgürlük Anlayışı ve Linç Kültürü

Özgürlük Anlayışı ve Linç Kültürü

Günümüzde insanların özgürlük kavramı üzerinden birbirlerine olan saldırgan tutumu giderek artış gösteren bir durum haline geldi. Kendi inandıklarını ‘bu benim özgürlüğüm’ diyerek karşısında bulunanlara kabul ettirme, dayatma dürtüsü ise asabileşme ve saldırganlaşma durumu söz konusu. Peki bu saldırganlık özgürlüğün en temelinde yatan ifade özgürlüğüne vurulmuş bir darbe değil midir?

- Reklam -

Tek tip düşünce tarzına sahip bir toplum olmadığımız –zaten olmamamız gerek- su götürmez bir gerçek. Hepimizin içerisine doğduğu kültür, inanış, yaşayış şekli birbirinden farklı. Eğitim ile beraber sosyal düzen içerisinde her ne kadar belli başlı şeylerde birbirimize benzemeye daha doğrusu birbirimizi anlamaya çalışsak bile kimsenin inanmadığı, kendi düşünce dünyasına ters gelen şeyleri sırf çoğunluk öyle kabul ediyor diye kabul etmek gibi bir zorunluluğu olduğunu düşünmüyorum. Ama sorun şu ki bizim gibi düşünmeyeni çok çabuk hedef gösteriyor ve linç ediyoruz. Kabul görmeyen bir düşünce sebebi ile kabul görülemeyecek birçok davranış şeklini ortaya koyuyoruz. Hemfikir olunmayan kişinin, aile hayatından tutun da özel hayatına eğitim hayatına kadar saldırıyor ve saldırdıkça üzerinde bir otorite kurcacağımızı düşünüyoruz. Oysa bu şekilde kabul ettirilmiş bir düşünce ne kadar sağlıklı olacaktır? Kendimi de dahil ederek zaman zaman bu heyecana kapılabiliyorum. Özellikle söz konusu vatan-millet olunca niyeti bölücülük olanlara karşı asla taviz vermiyor anlamak şöyle dursun dinlemek dahi istemiyorum. Ama bunun dışındaki konularda insanların aynı düşünmek ya da aynı şeylere inanmak zorunda olmadığını biliyorum. Onaylamasam bile seviyeli ve mantık çerçevesinden yapılmış her açıklamayı can kulağı ile dinlemeye özen gösteriyorum. Olması gerekenin bu olduğuna inandığım için bunu yapıyorum. Bu şekilde bir tartışma kültürü oluşturabileceğimize inanıyorum. Ama ne yazık ki Türkiye’de tartışma kültürünün oluşması için önümüzde uzun yıllar olduğunu görüyorum.

Geçtiğimiz günlerde instagram uygulamasında gezinirken hikaye kısmında ‘pride’ diye bir kısım görünce ‘aa ben böyle birini mi takip ediyorum ki? Hikayesi niye düşmüş acaba?’ diyerek paylaşılan hikayelere baktım. Bakınca anladım ki lgbt üyelerinin kutladığı onur(?) ayı/haftası –sürekli güncelleniyor o sebeple bir fikrim ve ilgim yok- sebebi ile paylaşım yapan takip ettiğim kişilerin destek paylaşımlarının tek bir hikayede toplandığını gördüm. Açıkcası bu durumdan rahatsız oldum zaten göreceğim paylaşımları bir araya toplamak pride adı ve görseli ile hikaye kısmında gözüme sokarcasına ‘bak göremezsen burada topladık’ der gibi yer verilmesi hoşuma gitmedi. O anın vermiş olduğu rahatsızlıkla bunu kendi twitter hesabımda paylaşmış ve bana göre zorbalık olduğunu dile getirmiştim. Bu paylaşımın büyüyüp tüm lgbt destekçisi çevre tarafından tepki göreceğini ummadığım için gayet rahat bir şekilde uyumuş iki saat sonra uyandığımda adeta bir iç savaş çıktığını görmüştüm. Şahsımı tehdit edenler, ailemden tutun da kaşıma gözüme kadar küfür edenler, sırf onlarla hemfikir olmadığım için bana kin ve nefret kusan binlerce insanın sosyal medya zorbalığı ile karşı karşıya kalmıştım. Yaptığım tek şey kendi düşünce inanç dünyama göre onaylamadığım bir durumu dile getirmekti oysa. İnsanların onaylamak zorundasın, kabul etmek zorundasın söylemlerini kendimce komik buldum. Çünkü zorunda değilim. Mesele zorunluluk ise o zaman siz de benim inancımı onaylamak zorundasınız deme hakkına sahibim. Oysa benim böyle bir temennim talebim dahi yok. Ben ve benim gibi düşünen insanlar popülerist söylemlerin bizlere zorunluluk olarak dayatılmasını, süslü ve cilalı sözler ile pazarlanmasını kabul etmiyoruz. Bunu sadece dini boyutu ile algılamayı da vasat buluyorum. Dini inancımdan ötürü kabul etmediğimi söyleyince bana yallah arabistana diyenlerin bu ülke için bir katma değer oluşturduğunu pek göremiyorum. Ne yapmışlar ya da yapmaktalar mesela merak ediyorum. Benim arabistana gitmeme sebep olacak bir düşüncenin karşısında onları Türkiye’nin sahibi yapacak hangi özellikleri yahut çalışmaları mevcut? Oysa birçoğunun Türkiye aleyhine yapılanmalar ile içli dışlı olduğunu görmemek mümkün değil. Böyle bir durumda istersem inanmıyorum çünkü nefes alıyorum dahi diyebilirim. Ben benim inandıklarıma kimseyi inandırma zorunluluğu gütmüyor isem kimsenin de böyle bir hakkı olduğunu düşünmüyorum. Ve saldırgan söylemlerin hiçbir düşünceyi yüceltmeyeceği gibi karşı tarafı sindirmeyeceğini de bilmelerini istiyorum. Öz eleştiri yapacak olursam benim bu olayda yapmasam daha iyi olurdu dediğim tek nokta binlerce küfür karşısında onların seviyelerine inip aslında kendilerinin de kullandığı bir kelimeyi kullanarak durumu alaya almak oldu. Bir daha yapar mıyım bilmiyorum ama yapmamaya özen göstereceğimi biliyorum. Çünkü sosyal medyanın linç kültürü çok değişik bir kültür. Bir anda binler türeyip tepki gösterebiliyor. Profil fotoğrafına koreli ne kadar şarkıcı varsa koyan on beş yaşındaki ergenler sosyal medyada gözü kara komutan gibi hareket ediyor. Hedef gösteriyor ve hedefin yok olması için elinden geleni yapıyor. Eminim ki birçoğu odasından çıkma ihtiyacı duymayan, tek sosyalliği sosyal medya olan asosyal bireyler. Tez zamanda sağlıklı bir yaşam sürmelerini umuyorum. Özgürlüğün öğretilen bir kavramın ötesinde düzene tabi olan bir kavram olduğunun bilincinde bireyler olacakları günleri iple çekiyorum. Bireylerin sınırlandırılmadan, her dilediğini yapmayı özgürlük olarak görmek toplumu, erdemi ve ahlakı reddetmek olarak görüyorum. Aksine bireyin kendi huzuru ile toplumun huzurunun orta bir yolda buluşmasının özgürlük olabileceğine inanıyorum. Bireysel özgürlüklerin çakışacağı ve çatışacağı bir yaşantıda ne bireylerin ne de toplumun huzur bulabileceğine inanmıyorum. Evet herkesin inandığını savunma hakkına sahip olduğuna inanıyorum ama bu savunma savunulan şeyi açıklamaktan ziyade karşı tarafta yer alanları bastırma yolu ile kabul ettirme olduğu zaman işte asıl zorbalığın orada hayat bulduğuna inanıyorum.

Söylediklerim sadece toplumu değil başta kendimi alakadar ediyor bunun bilincinde olarak yazıyorum. Öyle ki o gün benimle aynı düşüncede olmayan ama saygılı bir şekilde bunu dile getiren bir elin parmaklarını geçmeyen kişileri can kulağı ile dinlemiş nelere alındıklarını ya da nelere kızdıklarını tespit edebilmiştim. Hatta kendimi de daha detaylı izah etmiş karşılıklı birbirimize teşekkür edip konuyu kapatmıştık. Düşünce özgürlüğünün tam olarak bu olduğunu düşünüyorum.

Düşüncelerimizi daha sakin, daha saygılı ifade edeceğimiz karşı tarafta bulunanların ise sırf aynı düşüncede olmadığımız için adeta hayatımıza karabasan gibi çökmeye çalışmayacağı linç edilmeyeceğimiz günler diliyorum.

Son Haberler

- Reklam -