Mehmet Berk Yaltırık ile Söyleşi

0
432

Fantastik-Korku edebiyatı alanında yazdığı hikâyelerle tanınan Mehmet Berk Yaltırık namıdiğer Son Gulyabani ile sizler için bir söyleşi gerçekleştirdik. Mehmet Bey’e teşekkür ederken, sizlere keyifli okumalar diliyoruz. Son Gulyabani hakkında merak ettiğiniz bazı noktaları aydınlatmak ümidiyle.

Mehmet Berk Yaltırık kimdir? Kendinizden bahseder misiniz?

– Tarihçiyim ve korku-fantastik hikâye yazarıyım. Genelde Osmanlı döneminde geçen kimi korku kimi fantastik öyküler kaleme alıyorum. FABİSAD (Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği) üyelerindenim. Gölge e-Dergi ve Kayıp Rıhtım’da yazıyorum. Kırım Haber Ajansı’nın (QHA) da Türkçe sayfa editörlerindenim aynı zamanda. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar”, “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1”, “Aşkın Karanlık Yüzü” projelerinde yer aldım. İlk romanım “Yedikuleli Mansur” geçtiğimiz ay basıldı.

Fantastik-Korku hikâyeleri yazmaya nasıl başladınız? Hikâyelerinizde sizi etkileyen etmenler var mıdır? Varsa nelerdir?

– Efsanelere ve söylencelere hep ilgim vardı. Anneannemden babaannemden dedemden çok şey dinledim. Hikaye dinlemeyi ve anlatmayı severdim. Yazdıklarımı kendime saklıyordum. Osmanlı döneminde geçen korku hikayeleri kurguluyordum kendi kendime. Arkadaş sohbetlerinde anlattığım hikayelerdi. 2009 yazında bir arkadaşımın zorlamasıyla blog açtım. “Bize anlattıklarını yazsan okunur“ demişti. Orada birkaç hikaye karaladıktan sonra 2010’da Gölge e-Dergi ve Kayıp Rıhtım’da yazmaya başladım. Kimsenin tarihi korku hikayelerini sevebileceğini tahmin etmiyordum o zaman. Balkan kültürü, Osmanlı dönemi, eski kültürler ve inanışlar, Selçukluların zamanı, antik devirler… İlgimi hep çeken konulardı, bunları yeniden kurgulamayı, fantastik tınılar katmayı seviyordum. Hala da yazdığım öyküler bu hissiyat ve ilgiyle ortaya çıkıyor.

Korkuyu nasıl tanımlarsınız? Mehmet Berk Yaltırık, korkar mı? Nelerden korkar?

– Korkuyu en iyi tarif eden şey endişedir sanırım. Hayatta kalabilmek için duyulan endişe, bilinmeyenin karşısında duyulan endişe… Örnekler çoğaltılabilir. Bir maceranın, serüvene duyulan tutkunun, dışarıdan sürüklenircesine okuyacağınız bir ölüm kalım mücadelesinin ayrılmaz parçasıdır. O yüzden korku endişeye sevk ettiği kadar, ilgi de uyandırır. Benim de kendimce korkularım var. En korktuğum şey Don Kişot’un kütüphanesinin başına gelen akibetle karşılaşmaktır sanırım. (Romanı okumamışlar için çok detay vermeyeyim)

Twitter‘da hatrı sayılır bir takipçi kitleniz var. Cuma akşamları flood şeklinde hikayeler paylaşıyorsunuz. Bu hikâyelere gelen tepkiler nasıl?

– İlkin çok az takipçi vardı. Okuyan sınırlı sayıda kişi vardı. Ben de düzenli olarak hikaye anlatmıyordum pek. Twitter’ı duyuru ve sohbet amaçlı kullanıyordum. Son bir, bir buçuk yıldır düzenli yapmaya başladıkça daha fazla sayıda kişi takip etmeye başladı. İnsanlar flood-hikaye gelmediği zaman merak ediyorlar, talep istiyorlar. Gece okuyanı var, işe gidecek olup sabah okuyanı var. Birbirlerinden hayli farklı pek çok kişinin ortak tepkisi genelde “başka yok mu?“ şeklinde oluyor. Ben de bir müddet daha buradaki faaliyetlerimi sürdürmeyi düşünüyorum.

Son kitabınız, ilk romanınız Yedikuleli Mansur’dan okuyucularımıza biraz bahseder misiniz?

– Romanda kabadayılar, ecinniler, hortlaklar, cadılar cirit atıyor. Bir çarpışma var. Kabadayı namzetlerinin kendi aralarında, zorbazların, büyük başların kendi aralarında, yeraltının da yeraltındaki korkulu varlıkların kendi aralarında çatışmaları ve yer yer ittifak kurmaları ana mevzusu. Arada bir Bizans döneminin kurgusal zorbazlarına değinip bu güç mücadelesinin de arkadan vurmaların da bitmeyeceğini anlatıyor, asırlara yayılan “yeraltı dünyası” tarihçesini özetliyor. Kanuni’nin son dönemlerinde İstanbul’da geçiyor ve Mansur adlı bir gencin bu muazzam mücadelenin ortasında yaşadıklarını anlatıyor.

Orta Asya ve Anadolu’daki Cadı, Hortlak inanışlarından bahseder misiniz?

– Kısaca değinmek gerekirse öldükten sonra mezardan çıkıp insanlara zarar verdiğine inanılan, günümüzde ağırlıklı olarak Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da izlerine rastlanan eski bir batıl inanış vardır. Slav ahalinin vampir, upir dediği, Türk kaynaklarında hortlak, cadı olarak geçen bu varlık hikayelerimde sıklıkla kullandığım temaların başında gelmektedir. Detaylı bilgi için “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnancı“ adlı makalemi okuyabilirsiniz.

Şu an bir korku filmi için senaryo çalışmanız var mı? Veya böyle bir teklif aldınız mı? Alsanız tepkiniz ne olurdu?

– Senaryo yazma uzmanlığım yok. Böyle bir teklifin bahsi bir-iki kere geçti ama  senaryo yazmak ayrı bir çalışma disiplini gerektirdiğinden pek sıcak bakmadım. Bununla birlikte hikayelerimin uyarlanması hoşuma giderdi sanırım.

Hazırlayan: Gökhan İlhan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here