1. Haberler
  2. Özel
  3. Savaş Fotoğrafçılığından Sosyal Sorumluluk Projelerine: Mustafa Gülek’in Hikayesi

Savaş Fotoğrafçılığından Sosyal Sorumluluk Projelerine: Mustafa Gülek’in Hikayesi

Savaş Fotoğrafçılığından Sosyal Sorumluluk Projelerine: Mustafa Gülek’in Hikayesi

Hazırlayan: Nisa Nur Ballı

1960 yılı, İstanbul doğumlu aktivist, sokak fotoğrafçısı, aynı zamanda Afganistan ve Irak savaşları sırasında yıllarca savaş fotoğrafçılığı yapmış olan Mustafa Gülek, fotoğrafı toplumla arasında bir araç olarak görüyor. Fotoğrafçılık sayesinde birçok sosyal sorumluluk projesine de imza atan Gülek, fotoğrafla ilgili ekstra teknik bilgilerle de çevresini aydınlatarak İstanbul başta olmak üzere çeşitli şehirlerde yüz yüze ve online olarak profesyonel fotoğrafçılık eğitimleri veriyor. Yapmış olduğu fotoğrafçılık atölyelerinde sağladığı geliri büyük ölçüde sosyal sorumluluk projelerine aktaran Gülek, fotoğrafı bir araç olarak gördüğünü, asıl amacının toplumla ilişki kurabilmek olduğunu sorularımıza verdiği cevaplarla şöyle açıklıyor:

Eğitiminiz ekonomi üzerine. Fotoğrafa olan ilginiz ve mesleki beceriniz nereden geliyor?

Yıl 1978, 1979… O zamanlar fotoroman diye bir şey vardı. İnsanlar alır okurdu, siyah beyazdı. Ben fotoroman çekerdim. Seviyorum fotoğrafı. Bir yerde asgari ücretle çalışacağıma sevdiğim işi yapayım dedim. Çünkü insan sevdiği işi yapınca hiç yorulmuyor, hiç çalışmamış gibi oluyor.

Bundan 20 sene önce, parasız kaldığım zamanlar… Duvar takvimleri, masa takvimleri çok popülerdi. Şimdi kalmadı tabi. Takvimciler Eylül ayında başlardı takvim basmak için güzel manzara fotoğrafları aramaya. Ben takvimcilere de fotoğraf satardım. Oradan da kazanırdım, muhabirlik de yapardım. Sonra zaten savaşlarda fotoğraf muhabirliğine başladım. 2008 yılında “Rüya Satıcısı” diye de bir kitap çıkardım hatta. Orada Irak savaşında, Afganistan savaşında yaşadıklarımı anlattım. Öyle işte geçti günler. Şimdi emekli oldum. Artık sosyal sorumluluk projeleri yapıyorum. Ben fotoğraf makinesini toplumla diyaloğa geçmek için araç olarak kullanıyorum. Yani ben fotoğrafçıyım, fotoğraf sanatçısı değilim. O bir araç toplumla aramda. Onların hikayelerinin içine girebilmek için fotoğrafı kullandım.

Fotoğraf çekerken nelere dikkat edersiniz?

Her şeyi yayınlamam, çoğu arşivimde durur. Mesela çocuk, kadın fotoğraflarını çok yayınlamayı sevmem. Yayınladıklarımın da hepsi izinlidir, sözleşmelerim vardır. Fotoğrafın ne amaçla çekildiğine dair elimde belge vardır. Çocuk fotoğrafı çekmek kolay. Az önce gelen çocuk mesela. (Konuşma esnasında gelip çikolata satan çocuğu kastediyor) Şimdi ben mesela ona para verdim çikolata aldık. Bir fotoğrafını çekeyim desem yok mu diyecek? Yok demez. Ama onu başka türlü kullanacak bir sürü art niyetli insan olabilir. Arkadaşlarıma her zaman söylüyorum, “Çocuk fotoğrafı çekmeyin kardeşim!” diyorum. Çekerseniz ailesinden izniniz varsa çekin yoksa sorun olur. Dolayısıyla dikkatli olmak lazım.

Bizimle bazı çekim deneyimlerinizi paylaşır mısınız?

Suriye’de öyle dramlar çektim ki… Bunlar hep sınırda çektiğim fotoğraflar. (Çektiği bazı fotoğrafları gösteriyor) Fotoğraflarını çektiklerimin hepsiyle de birebir ilgilenmeye çalışırım.

(Çektiği bazı fotoğrafları göstermeye devam ediyor)

…Mesela şu kadıncağız beni çok ağlatmıştı. Kocası yok, ölmüş. Gencecik.

…Bak şu çocuğa bak, elinde çiçekle geliyor görüyor musun?

…Bu adamın mesela çocuğu burada öldü. Veremedi, kimse almadı çocuğu. Sıcaktan, susuzluktan öldü çocuk. Bu fotoğraftan 4 saat sonra öldü.

Yani böyle işte bir sürü dram. Bunları yayınlamam tabi. Yayınlasam da olur çünkü yasak değil, savaş var o esnada orada. Ama kendimle çelişirim. Fotoğrafçılık çok hassas bir konu. Çok ince çizgileri var. Stüdyo fotoğrafçılığından bahsetmiyorum. Sokak fotoğrafçılığı, savaş fotoğrafçılığı çok hassas. Etik değerlerin tamamına uymalısın, önemlidir.

Sizce bir savaş fotoğrafçısı fotoğraf çekerken ne amaç gütmeli ve nelere dikkat çekmeli, nasıl bir algı uyandırmalı?

Savaş fotoğrafçılığının eskiden çok da etik değerleri yoktu. Ceset, kan ne bulursan çekiyordun. Şimdi artık ceset çekmiyoruz, çünkü öyle kurallar var artık. Savaşın kötü bir şey olduğunun algısını yaratacak fotoğraflar çekmekte büyük fayda var. Savaşırken değil ama savaşın açmış olduğu yaraları anlatmak için özellikle cephenin arkasındaki harabeler, bombardımanlar çekilmeli. Yani bir insanın öldüğünü anlatmak için cesedini çekmek zorunda değilsin. Bombalanmış bir evi fotoğrafladığında orada insan öldüğünü zaten anlatmış olursun. Mesela bir yerde bulduğun bir tek ayakkabıyı çekersin. O birine aittir. Bir eylemi anlatmak için illa o eylemin kendisini çekmene gerek yok. Eskisi gibi meydan savaşları da değil bunlar. Adam 20 kilometre öteden füze atıyor. Öyle cephede karşı karşıya gelip birbirlerine silah sıkan adam bulamazsın, eskidendi o.

Sizce fotoğrafçılık doğuştan gelen sanatsal bir yetenek ve bakış mı yoksa eğitimle kazanılabilecek teknik bir beceri mi?

5 ay sonra seni Adana’nın en iyi fotoğrafçısı yaparım. Doğuştan bir şey yok yani. Şu olabilir, ben sokağa bakarım ama görmem, biri de bakar ama görür, yeteneklidir. Öyle bir yetenek olabilir ama o da kazanılır eğitimlerle. Fakat şuna inanıyorum ben, kadınlar oldukça başarılı bu işte. Çünkü estetik değerleri daha iyi. Ben ne kadar kadın fotoğrafçı yetiştirdiysem hep iyi görüyorlar. Görmediğim, ufacık bir detayı kadraja katarak fotoğrafı bambaşka bir ruh haline büründürüyorlar. Fotoğrafı kalabalıklaştırmadan ufacık bir detayla istenen anlamı veriyorlar. (Gülerek) Kadınların anlayışında, ruhunda var herhalde.

Birçok sokak çocuğuna ve mülteci kamplarındaki gençlere ücretsiz fotoğrafçılık eğitimi veriyorsunuz. Bu projelerinizden biraz söz eder misiniz?

Çocuk işçileri buluyorum. O çocuk işçilere meslek edindirmek için fotoğraf çekmeyi öğretip 3- 4 tanesini kurtarsam o hayattan benim için bir şey diyorum. Merdiven altı işletmelerde çalışan çocuk işçiler bunlar. Bir kısmı Türk, bir kısmı Suriyeli. Ekstra olarak ücretli de dersler veriyorum. Oradan kazandıklarımı bu sosyal sorumluluk projesine aktarıyorum. Çocuklara gerek fotoğraf çekme eğitimi veriyorum gerek üst baş alıyorum gerek gıda ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorum. Hep cepten gidiyor. Bari dedim fotoğrafçılık dersleri vereyim, oradan gelen parayı buraya aktarayım. İyi de geliyor, talep de var. Zenginden alıp onlara veriyoruz. (Gülüyor) Ama bunu biliyorlar tabii. Gelenlerin hepsi sadece fotoğraf öğrenmek için de gelmiyor. “Hocam yaptığın işten dolayı sağ olasın, bana cep telefonuyla çekmeyi öğretsen yeter. Kendini yorma, ben sana katkıda bulunmak için geldim” diyen çok yani. Öyle de duyarlı insanlar var.

0
alk_la
Alkışla
0
sevdim
Sevdim
0
k_zg_n
Kızgın
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
be_enmedim
Beğenmedim
Savaş Fotoğrafçılığından Sosyal Sorumluluk Projelerine: Mustafa Gülek’in Hikayesi