Ana Sayfa Köşe Yazıları Hüseyin Nihâl Atsız Hakkında Düşünceler 1: Liyakat

Hüseyin Nihâl Atsız Hakkında Düşünceler 1: Liyakat

Bilindiği üzere Atsız’ın “Türkçülüğe Karşı: Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz” adlı eserinde üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi “Liyakat” meselesidir.

- Reklam -

Mesela Atsız; döneminde aktif siyasi figürlerden biri olan Hasan Âli Yücel’in uzmanlık alanının “felsefe” olduğunu fakat Hasan Âli Yücel’in bilimsel olarak edebiyat tarihine yöneldiğini bilim dışı bularak eserinde eleştirir. Ve eleştiriyi kanıtlayan deliller ortaya sürer. Bu delillerden biri; Hasan Âli Yücel’in “Türk Edebiyat Tarihine Toplu Bir Bakış“ adlı bir eser çıkardığını , kendinin bu eserin bariz 18 yanlışını dergisinde yayınladığını dolayısıyla bu eser adlı şeyi Hasan Âli’nin uluslararası bir dile çevirtmekten vazgeçtiğini yazar. Yanı sıra bayan Afet’in ünlü tarih profesörü Zeki Velidi’ye tarih dersi verdiğini düşünmesine katılarak güler. Ayrıca Hasan Âli Yücel’in, Zeki Velidi’ler, Faruk Sümer’ler gibi ünlü tarih profesörleri dururken nasıl Türk Tarih Kurumu üyesi olduğunu eleştirir.

Eserde liyakatle alakalı bir diğer eleştirisi askeri yöneticilere yöneliktir. Atsız, dönemin ünlü komutanlarından biri olan Korgeneral Ali Rıza Artunkal’ın kendisiyle bir şekilde muhattap olduğunu dolayısıyla komutanın bilmediği konular hakkında özellikle tarih alanı hakkında yorumlar yaptığını ve böyle boşboğaz bir adamın nasıl bu kadar önemli bir konuma geldiğini eleştirir.

Ayrıca eserinde Atsız, polis teşkilatını da eleştirmekten geri kalmaz. Çünkü kimi polislerin işlerini savsakladığını, pireyi deve yaptığını ve birçoğunun saygısız olduğunu ifade eder. Bilindiği üzere bazı polis memurları Atsız’a gereksiz yere saygısızca ve kuralsızca davranmıştır.

Atsız tüm bunların sorumluluğunu ise tek parti hükümetine yani İsmet İnönü dönemine bağlar. (Atsız’a göre Türk Devleti bâki hükümetler gidicidir dolayısıyla bu olumsuz işlerde Türk Devletinin sorumluluğu yoktur. Yanlışların sorumlusu hükümettir.)

Atsız’ın eserinde eleştirdiği noktaların birçoğunun hala güncelliğini koruduğu söylenebilir. Yani eleştirileri hâlâ geçerlidir. Özellikle akademik cemiyete yönelik yaptığı eleştirileri.

Bilindiği üzere hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’nin çok önemli olduğunu düşündüğümüz üniversite kurumlarında akademisyenlik sıfatının tanımını kavrayamayan sözde akademisyenlerin varlığı bilinmektedir. Bu akademisyenlerin en büyük özellikleri yıllarca o makamları işgal etmelerine rağmen bilim üretmemeleridir. Kiminin on yıldan fazla o makamda oturup toplam on (10) makale bile üretmediği bilinmektedir. Üstelik bu tür akademisyenlerin çoğu yabancı bir dil bilmez yanı sıra Türkçe bildikleri bile şüphelidir. Bu akademisyenlerin en büyük özelliklerinden birisi de öğrenciyi “para” olarak tanımlamalarıdır. Onlar için öğrenci para demektir bundan dolayı hâkim olmadığı birçok konu hakkında bölümde ders açarak girdikleri ders saatini artırmaya çalışırlar. Çünkü ne kadar çok derse girerlerse o kadar çok para alabilirler.

Bu tür akademisyenlerin bir diğer özellikleri ise görgüsüz ve tutarsız olmalarıdır. Mesela kimileri öğrenciyi yersiz bir şekilde aşağılayabilir. Ve kimse de bu duruma ses çıkarmayabilir. Ses çıkarmamalarının sebeplerinden biri bu aşağılayan ahlaksız akademisyenin “dayısının” olduğu düşüncesidir.

Nihai olarak ise şu çıkarımı yapabiliriz: Atsız hâlâ haklıdır ve birçok konuda çıkarımları güncelliğini korumaktadır.

Son Haberler

- Reklam -